İçeriğe geç

Burada, Cenab-ı Hakk’ın ihsanlarını sayması, yani ağzımıza tat alma kabiliyeti vermesinin hemen yanı başında yeryüzünü tatlı nimetlerle donatması.. gözümüzü görmekle serfirâz ve nurefşân kılmasının yanında gökyüzüne ziyayı sürme çekmesi.. kulağımızı duyma nimetiyle şereflendirmesi yanında fezada bir kısım ses titreşimlerini o kulağın duyacağı şekilde ayarlaması ve hazırlaması... evet, işte böyle âfâkî ve enfüsî pek çok inayet ve ihsan ifade eden harikaları hatırlatması söz konusudur ki, bu delillerden hareketle biz, bizi gören, bilen ve bu hizmetleri bize göre ayarlayıp hazırlayan Allah’ın varlığına yakîn hâsıl etmiş oluyoruz. İşte biz bunlara inayet delili diyoruz.

İnayet delilinin hulâsası وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَۤا âyetinde ifade edilmektedir ki, âyet “Allah’ın nimetlerini sayıp dökmeye kalksanız, hesap edemez, saymada üstesinden gelemezsiniz.”(İbrahim sûresi, 14/34) anlamına gelmektedir.

İnayet delili hem enfüsî hem de âfâkî olarak karşımıza çıkmaktadır. اَلَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ “Kulluk yapın o Rabbinize ki yeryüzünü size bir döşek, semayı da bir kubbe yaptı. Gökten yağmur indirip onunla rızık olarak size çeşitli mahsuller lütfetti.” (Bakara sûresi, 2/22) Başta kendimiz, ailemiz, evimizin içi, bağ ve bahçemiz, zeminimiz... derken, yakından başlayıp uzaklaştıkça, enfüsten âfâka doğru bir nimetler silsilesini zikretmektedir. Evet وَالسَّمَۤاءَ بِنَۤاءً’de açıktan açığa bir âfâkî delil müşahede edilmektedir. Vicdanlarda âfâkî olanı belki vuzuhuyla göremeyeceğiz ama enfüsî delille sağlam kanaat elde etmek mümkün olabilecektir.

438