İçeriğe geç

Şöyle ki, âyet, mü’minlere hitabının yanında münafıklara; “Siz Allah’a kullukta sabitkadem olun. Nefsin aldatmalarına takılarak atalarınızın arkasından taklide dalmayın; kalb ve kafa izdivacı çerçevesinde hâlisen Allah’a kul olmaya bakın.” derken, kâfirlere, “Önce nazarınızda büyütüp sonra putlar hâline getirerek karşılarında serfürû ettiğiniz o bütün derme-çatma mabutlarınızı bırakın da, sizi, âbâ u ecdadınızı, sizden evvelkilerin taptığı, tapşırdığı putlarınızı da yaratan Allah’a kulluk edin. Aslında vicdanlarınıza, ‘Gökleri ve yerleri kim yarattı?’ diye sorulduğu zaman cevabın ‘Allah’ olacağı da sizce müsellemdir.” diyor gibidir.

Evet, âyetin özünün sibaktaki zümrelerle böyle bir münasebetinin olduğu söylenebilir. Ayrıca âyetin kelimelerinde şöyle latif bir münasebet de mevcuttur: Bir tarafta nimet, inayet ve ihtirâ tablosu; diğer tarafta da kulluk tablosu.. Allah (celle celâluhu), nimetlerini tâdat sadedinde hemen kulluğa davet etmektedir. Evet, bir tarafta اُعْبُدُواemr-i celîli, diğer tarafta da niçin ibadet edeceğimize cevap teşkil eden emrin hikmet buudlu illeti anlatılmakta. “O, sizi, sizden evvelkileri yarattı. Zemini size bir beşik, gök kubbeyi de bir bina yaptı.”

Bu arada, يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا “Ey insanlar! Kullukta bulunun!” ifadesinde de, gaybî üsluptan hitaba iltifat edilmesinde farklı bir letafet söz konusudur. Bu şekildeki bir iltifatla karşısına alıp bazı sorumluluklarla mükellef kılacağı o kullar, mükellefiyetin meşakkatlerine karşı iltifat taltifiyle sevineceklerdir. Zira Rabb-i Kerim’in iltifatı her şeyden daha önemlidir. Evet, O razı olup kabul ettikten sonra sizleri hem dünyada hem de ahirette mesut edecektir. İşte يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا diyerek O’nun sizi muhatap olarak huzuruna alması, kulluğun yüklediği bütün o meşakkatleri size unutturacak kadar iltifat dolu bir teveccühtür.

440