Meselenin bir diğer yönü de, cömertlik edip zekâtını vermekle insan malını da korumuş, halk arasında da Hak katında da teminat altına almış olmaktadır. Zekâtla, bir taraftan, fıtratı bozuk bazı kimselerin tasallutundan mal korunurken diğer yandan da, Allah’ın koruması altına alınmış demektir. İşte Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Mallarınızı zekâtla koruma altına alın.”43 buyurmakla bu noktaya işaret etmektedir.
4. Cömertlik, İçtimaî Huzursuzluğun İlacıdır
Cemiyet içindeki ihtiyaç sahiplerinin tespit edilerek ellerinden tutulması, geleceğin huzur dolu dünyası adına yapılmış en güzel yatırımdır. Böylelikle toplumda ezilen, fakr u zarureti içinde kıvranan, en zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamayarak türlü mahrumiyetler yaşayan kimse kalmayacak; Allah’ın gönderdiği rızık, Allah’ın kullarına ulaştırılmış olacaktır. Zira Hazreti Rezzak’ın yarattığı rızık tüm kullarına yeter de artar, el verir ki emanetçi olan zenginler emanete hıyanet etmesin, ellerindeki emaneti ehillerine ulaştırsın.
Böyle yapıldığında aynı zamanda, çaresizlikten dolayı meşru olmayan yollara sülûk edecek fertlerin cemiyette kargaşaya sebebiyet verecek hareketlerinin de önü alınmış ve huzurun bozulması daha baştan önlenmiş olacaktır. Cömert davranıp ihsanda bulunmanın, şerrinden korkulan kimseler adına caydırıcı olduğuna daha önce Efendimiz’in bir hadisine dayanarak değinmiştik. Bu meyanda, “Şerrinden korktuğun kimseye ihsanda bulun.” sözü meşhurdur. “İnsan, ihsanın kuludur.” vecizesi de, aynı hakikatin bir başka yönünü anlatmaktadır. Zekâttan pay ayrılarak, her üç neviyle müellefe-i kulûba hisse verilmesinin altında yatan espri de bu olsa gerektir.