Allah bir kuluna ilim verir de mal vermez. O, içinin sesi olarak, ‘Eğer benim de malım olsaydı, (malını Allah yolunda infak eden) filan gibi yapardım.’ der de niyetine göre mükafat alır, ecri-sevabı ondan eksik kalmaz.
Allah bir kuluna da mal verir de ilim vermez. O da malını sorumsuzca harcar, haramlardan sakınmaz, yakınlarının hukukunu gözetmez ve bilmez ki o malda Allah’ın hakkı vardır. Bu, en aşağı mertebedir.
Bir başka kula ise ilim de mal da vermez de o kimse, malını kötü yere harcayanlara özenir ve ‘Ah benim de malım mülküm olsaydı da şunlar gibi yapsaydım!’ der. Bu da niyetine göre muamele görür, özendiği kişiyle aynı günahı paylaşır.”40
3. Cömertlik Bir Kalkandır
Zekât; insanın, korunma adına inayet-i ilâhiyeye müracaat etmesi demektir. Rahat ve sıkıntısız dönemlerde dinine sahip çıkanları Allah, sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmaz, onları rahmet ve inayetiyle kucaklar. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Rahat ve huzurlu anlarında Allah’a iyi bir kul olduğunu ortaya koy ki, Allah da sıkıntılı dönemlerinde elinden tutup seni sahil-i selamete çıkarsın.”41 buyurmaktadır.
İmkânlar iyi olduğu dönemlerde cömertçe davranıp, fakir ve muhtacın ihtiyaçlarını görüp gözetme, Allah katında büyük bir ehemmiyeti haizdir. İnsanlar arasındaki sosyal yardımlaşma ve dayanışma açısından meseleye bakacak olursak, akrabalık bağlarının sağlam tutulmasından, yoksulun ihtiyaçlarını gidermeye, ondan da misafire ikrama kadar birçok güzel davranış, şahsî hayatın kıvamı adına önem arz etmektedir.
İnsanlığın İftihar Tablosu’na vahiy gelmeye başladığı sıralarda Hazreti Hatice validemizin Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) söylediği sözler, her dönemde akl-ı selim, kalb-i selim sahiplerinin yukarıdaki kaziyeyi tasdik ettiğini göstermesi açısından çok manidardır.