İçeriğe geç

“Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) Cennet karşılığında satın almıştır.”12 âyeti bunun garantisidir.

Yapılan her şey Allah için yapılmış olsa bile sonuç itibarıyla hayır adına icra edilen infakın neticesi, yine o işi yapan şahsa raci olmaktadır. Zira Allah, yapılan hayr u hasenâtın karşılığını eksiksiz olarak verecektir. Kur’ân bize şu teminatı vermektedir:

وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللّٰهِ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ

“Hayır olarak harcadıklarınız, kendi iyiliğiniz içindir. Yapacağınız hayırları ancak Allah’ın rızasını kazanmak için yapmalısınız. Hayır olarak verdiğiniz ne varsa; karşılığı size tam olarak verilir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.”13

B. Vermeyi Alışkanlık Hâline Getirmek

İçinde yaşadığımız maddî dünyada mânevî değerlerin öne çıkarılması, böylece madde-mânâ dengesinin yakalanması ehemmiyet arz etmektedir. Zira maddeyle mânânın beraber ve dengeli olmadığı bir dünyada ferdî ve içtimaî huzurdan bahsetmek mümkün değildir. Mânâyı terk edip maddenin peşinde koşan nice milletler vardır ki, belki aradıkları maddeyi elde etmişlerdir ancak elde ettikleri bu maddenin çarkları arasında can vermekten de kurtulamamışlardır. Bugün dünya, yeni arayışlar peşindedir. Şayet bu arayışların neticesi onu mânâya ulaştıramayacaksa, netice öncekilerden farklı olmayacaktır.

Yahudilerin, mânâyı terk ederek maddeye saplanmalarını ve bu ikisi arasındaki dengeyi kaçırmalarını Allah, Hristiyanlıkla tadil etmiş; ancak onların da kısmen maddeyi terk ederek tamamen mânâya yönelmeleri, dünya adına ayrı bir çıkmazı netice vermiştir. Bu denge ancak İslâm’la yerine oturmuş ve Müslümandan, hiçbirini ihmal etmeden, her ikisiyle de lüzumu kadar hemhâl olması istenmiştir.

16