İçeriğe geç

Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), sahabe-i kiramla birlikte oturdukları bir gün, dışarıdan bir heyet çıkageldi. Bunlar, Arap’ın aslı olarak bilinen Mudar kabilesine mensup kimselerdi. Hâlleri, her yönüyle fakr u zaruret içinde kıvrandıklarını haber veriyordu. Sırtlarına geçirdikleri yün elbiseler, güneşin hararetiyle terlemelerinin de bir neticesi olarak kokuyordu. Bellerindeki kılıçlarla birlikte, gözlerini Allah Resûlü’ne dikerek huzur-u risaletpenâhîde oturdular. Onların bu perişan hâllerini gören Allah Resûlü’nün gözleri, birden yağmur yüklü bulutlar gibi doldu. Öyle ki, dokunulsaydı hüzün ve teessürden oracıkta boşalıverecekti. Hücre-i Saadet’lerine girdiler; ancak belli ki orada, onlara verecek bir şey bulamamışlardı. Hazreti Bilal’e, insanları mescide toplamasını söylediler.

Çok geçmeden etrafta Hazreti Bilal’in sesi yankılanmaya başladı, insanları mescide davet ediyordu. Herkes abdestini aldı ve mescidin yolunu tuttu. Mescitte bulunanlar da kendilerine çeki düzen verdiler. Kâmet getirilip namaz kılındı. Derken Nebiyy-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) minbere çıktı. Herkes yeni bir şeylerin olduğu ve onu haber alacakları beklentisiyle pür-dikkat Resûlullah’ın hayat-bahş ifadelerini bekliyordu. Nihayet hayatımıza hayat veren ifadeler, şefkat ve merhametle dökülmeye başladı. Önce Allah’a hamd ü senada bulundu. Ardından, Kur’ân’dan âyetler okumaya başladı:

يَاأَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَاءً وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذِي تَسَاءَلُونَ بِهِ وَالْأَرْحَامَ إِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve eşini de ondan halkeden, ikisinden de erkek ve kadın bir çok insan yaratıp yeryüzüne yayan Rabbinizden korkun. Adını anarak dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah, her hâlinizi görür, ilminden hiçbir şey kaçmaz.”28

29