Bizzat bu iddianın ne kadar gülünç ve uydurma olduğu açık değil mi? Bir defa, ne İslâm, ne Hıristiyan ne de Yahudi tarihi, Mescid-i Aksâ’nın Mescid-i Haram gibi tavafa açılıp, etrafında tavaf edildiğine dair tek bir bahis ihtiva etmez. Sonra, Mescid-i Aksâ, Müslümanların da ta bidayetten beri mukaddes tanıdığı bir mescittir ve kendisiyle birlikte, çevresinin de mübarekliği bizzat Kur’ân-ı Kerim’de ifade olunmaktadır. Bu bakımdan, Mescid-i Aksâ’yı yalnızca Abdülmelik değil, daha önce Hz. Dâvûd, Hz. Süleyman, Hz. Ömer ve daha sonra da Nureddin Zengi ve Selahaddin Eyyubî gibi pek çok mühim zatlar imar etmiş ve yenilemişlerdir. Ayrıca İmam Zührî, hadis rivayet etme çağında Abdülmelik’le hiç görüşmedi. Babası, Abdullah İbn Zübeyr’in yanındaydı ve Abdülmelik’e karşı savaş veriyordu. İmam Zührî’nin babasından ayrılıp, Abdülmelik’e katılması mümkün değildi. Kaldı ki, Yakubî’nin bu uydurmasının da, başka hiçbir kitapta yer almaması ayrıca dikkat çekicidir. Sünnetin en ufak bir meselesi için boyunlarını kurbanlık koyun gibi uzatan binlerce insanın yaşadığı tâbiîn döneminde meydana geldiği iddia edilen böyle bir hâdisenin gizli kalması da, esasen mümkün değildir.
Meselenin bir de şu yönü var; Abdülmelik, böyle garip tekliflerde bulunacak basit bir insan değildir. Halife olmadan önce Mekke’de hadis rivayet eden, gözünün içine haramın hayali dahi girmeyen başlı başına bir hadis imamıydı. Tâbiînin hadis imamlarını da tanıyordu. Fakat, halife olunca bu hassasiyetini koruyamamıştı. Onun hilâfeti döneminde de İmam Zührî, henüz annesinin kucağında bir çocuktu.