Evet, hareket ve davranışlarıyla o günkü insanlar arasında Abdullah İbn Mesud’a en çok benzeyeni Alkame idi. İbn Mesud için de: “Nebi’ye insanların en çok benzeyeni”23 denirdi. İbn Mesud, yapı olarak ufacık tefecikti ama, namaza duruşu, namazda kıvrım kıvrım oluşu, secdelerindeki huzûu ve derinliğiyle Allah Resûlü’nü (sallallâhu aleyhi ve sellem) mikro-planda, bitamâmihâ temsil ederdi. Alkame de, bitamâmihâ İbn Mesud’u temsil etme gayreti içindeydi. Bu öyle bir benzerlik ve temsildi ki; nasıl Allah Resûlü: “Kur’ân’ı İbn Ümmi Abd’den -yani, İbn Mesud’dan- dinleyin!”24 buyurmuştu; İbn Mesud da çok defa: “Çağırın Alkameyi, bana Kur’ân okusun!” derdi. Alkame, okur okur, nihayet okumayı bitirince İbn Mesud yine: “Oku; anam babam sana feda olsun!”25 diyerek, devamını isterdi.
Zühdü ve takvası dillere destan olan büyük İmam Ebû Hanife Alkame’ye o kadar hayrandı ki, onun için:“Alkame, bazı noktalarda bazı sahabilerden daha ileride olabilir; yani fıkıh ve hadiste bazı sahabilerden daha derin, daha çok vukuf sahibi olabilir.” derdi. Bu, Ebû Hanife gibi kâbına erişilmeyecek dev imamların mukayesesidir; hem de bizim karışamayacağımız bir mukayese.
Bir gün birisi, Alkame’nin kapısının önünde dikilir ve ona ağzına gelen her şeyi söyler. Dönem, bir fitne, karalama ve çamur atma dönemidir. Koca İmam, onca hakaret karşısında hiç tavrını bozmaz ve karşısındakinin hakaretleri bitince şu âyeti okur:
“Mü’min erkek ve kadınlara yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet verenler, işlemedikleri bir günahtan dolayı onları karalayanlar, çok ciddî bir bühtanda bulunmuş ve apaçık bir günaha girmiş olurlar.”26