“O iftirayı atanlar, içinizden bir gruptur. Bu hâdiseyi hakkınızda şer sanmayın; belki sizin için hayırlıdır o. Onlardan her biri için kazandığı günah vardır. İşin elebaşılığını yapan içinse büyük bir azab vardır.”35 âyetindeki: “Elebaşılık yapan kişi”nin Hz. Ali Efendimiz (radıyallâhu anh) olduğunu iddia edenler bile vardı. Bu, bir avuç insanın iddiasıydı. Hz. Ali hakkında apaçık bir bühtan ve bir uydurmaydı. İfk hâdisesi, vahiyle aydınlanıncaya kadar, çevredeki dedikodu Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) belini bükmüştü. O da, bu hususla ilgili vahiy inmeden önce ashabından bazılarıyla istişarede bulunmuştu. İstişarede bulundukları arasında Hz. Ali de vardı. Zayıf bir rivayete göre Hz. Ali Efendimiz (radıyallâhu anh): “Âişe’den başka kadın yok değil ya!” demişti. Bunun ne derece doğru olduğunu bilemiyorum; fakat bu sözde Hz. Âişe’ye bir ta’n ve bir tavır yoktur. Bununla beraber, Emevilerin az bir kısmı, bahis mevzuu âyetin Hz. Ali hakkında indiği iddiasındaydılar.
Zührî ise haksızlık ve yanlışlık karşısında susmayan bir ruhtu. Susmadı ve hükümdarın huzurunda: “Bizzat Âişe Validemiz’in Resûlullah’tan (sallallâhu aleyhi ve sellem) rivayetine göre,36 bu âyetin, münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl hakkında indiğini” söyleyiverdi. Hükümdar yüzüne sert sert bakınca da:
“Ey babasız! Gökten bir münadi bana: ‘Allah yalan söylemeyi helâl kıldı.’ diye nida etse, ben yine yalan söylemem.” karşılığını verdi.. “kibriyle burnunu dikip gidenin” de Hz. Ali değil, Abdullah b. Übeyy b. Selûl olduğunu üzerine basa basa ifade etti.37