İçeriğe geç

Hastalıkla kıvranırken dahi, sünnet adına bir meselenin, bir hükmün ifasında bu kadar titiz ve bu kadar ciddî idi. Belki Akik’te de namazlarını cemaatle kılabilirdi ama, o bunu, Ravza-i Tâhire’ye, oranın kutlu sâkinlerine, Cennetü’l-Bakî’de yatanlara vefasızlık ve cefa sayıyordu.

Emeviler’den Velid’e biat etmediği için, Medine valisi Hişam, her gün sırtında bir sopa kırardı. Mesruk gibi, Tavus gibi tâbiînin daha başka dev imamları: “Ne olur, dilinle biat ettiğini söyle de, kurtul!” derlerdi, o ise: “Halk bize bakıyor, biz ne yaparsak onu yapıyor; bu durumda, onların hâli ne olacak?” cevabını verir ve kat’iyen tavize yanaşmazdı.20

Rivayet ettiği hadisleri daha iyi öğrenebilmek ve kendisine daha yakın olabilmek için Ebû Hüreyre’ye (radıyallâhu anh) damat olmuştu. İşte, Ebû Hüreyre’nin kerîmesinden olma kızını, halife Abdülmelik, oğlu Velid için istiyordu. Türkiye’nin yaklaşık 20-30 katı genişliğinde, devrin en büyük ülkesinin, en kudretli devletinin hükümdarı, kızını yarın kendisi gibi hükümdar olacak oğluna istiyordu. O, bunu kabul etmedi, hem de her türlü baskıya rağmen… Tehditler canına tak edince de, yanında kızı olduğu hâlde bir gece arkadaşlarından İbn Ebî Vedâa’nın kapısını çaldı ve: “Şu kızı sana vermek için getirdim; al, beni kurtar!” dedi.21 Koca imam, asırlar sonra gelecek Bahâüddin Şah-ı Nakşibend Hazretleri’ne öncülük etmişti âdeta. Şah-ı Nakşibend de, rüşdüne erdiği gecenin sabahında kızını elinden tutarak, tekyesine götürecek ve: “Bu gece kızım rüşde erdi; bunun üzerinden bir gün geçmesi bile doğru değil. Talebelerim içinde geceyi ihya eden yalnız seni gördüm. Sana tezviç ediyorum bunu!” diyerek, Alâüddin Attar Hazretleri’ne verecektir.

509