İçeriğe geç

“Menkıbelerde asla değil de fasla bakılır.” prensibinden yola çıkarak ifade etmek istiyorum: Cenâb-ı Allah, Hz. Musa’ya “Bana mahlûkatın en hakîrini bul, getir.” diyor. O da çirkince bir kelp bulup tasmayı kafasına geçiriyor ve yola revân oluyor. Yolda nebî firasetiyle birden irkiliyor; tasmayı köpekten çıkarıp kendine takıyor ve öylece huzura varıyor. Cenâb-ı Allah, “Ya Musa! Önceki hâlde gelseydin seni helâk ederdim.” buyuruyor.

İmam A’zam’ın meclisinde bazılarının ifadesine göre elli bin müçtehit vardı. Hadi o kadar olmasın, biz beş bin diyelim. Düşünün, hepsi müçtehit bu insanların. İşte, İmam A’zam bunlarla her meseleyi müzakere ederdi. Koca İmam’ın önce “Şöyledir” deyip sabaha kadar düşündükten sonra ertesi gün “Sizin görüşünüz doğruymuş, ben görüşümden vazgeçtim.” dediği zaman pek çoktu. Diyebilirim ki, konuştukları meselelerin yüzde altmışında bu durum cereyan etmiştir.

Bir insan dâhi olabilir, ancak normal zekâya sahip olsa da danışarak iş yapan ondan daha başarılı olur. Bazıları öyle bencil ve egoisttir ki, kesinlikle danışmazlar. Kendi sığlıkları belli olmasın diye de çevrelerinde hep çukur insanları bulundurur; etrafında kabiliyetli insanlara hakkı hayat tanımazlar.

Birkaç İnci

Bazen, sırf mütevazi görünme niyetiyle yapılan tevazu, kibirden daha tehlikeli ve daha öldürücü olabilir.

***

Sosyal ve başarılı olmayı takdir ederim. Fakat mahcup ve edepli olmak daha çok hoşuma gider.

***

“Ateş düştüğü yeri yakar” sözünden iğreniyorum. Eğer mü’minsem, niçin her yere düşen ateş beni de yakmıyor! Muzdarip insan ne kadar da az!… Dünya yansa dertsizin bir tutam otu yanmıyor.

***

Her bir günah, kendinden önceki bir günahın çocuğu, kendinden sonraki birisinin de annesidir.

***

181