İçeriğe geç

Zikir adına bazıları لَا مَوْجُودَ إِلَّا اللّٰهُ bazıları لَا مَشْهُودَ إِلَّا اللّٰهُ ya da لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ ve bazıları da لَا ’dan sonra bütün esmâ-i ilâhiyeyi birden mülâhaza ederek إِلَّا اللّٰهُ demişler ve böyle küllî bir şuur ve küllî bir mülâhaza ile “kelime-i tevhîd”e devam etmişlerdir. Tekyelerde zikir dendiğinde çoğunlukla لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ çekme anlaşılmıştır. Bu zikir “O’ndan başka Mâbudu bi’l-Hak, Maksûdu bi’l-istihkak yok; sadece O var.” mânâsını ifade etmesi açısından kâmil bir zikirdir. Hemen hemen bütün değişik tasavvuf yolları veya tarikat versiyonları لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ ’ta birleşir, onu çeker, sonra da مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ ’la zikri bağlarlar.

Aslında zikir daha şümullü düşünülmelidir; yani anma, unutan bir insanın hatırlaması olarak değil de hatırlamanın sürekli olması, her fırsatta O’nu bir kere daha yâd etme ve bunun insan tabiatının bir yanı hâline gelmesi şeklinde anlaşılmalıdır. Bu zaviyeden namaz, oruç, zekât, hac ve tefekkür de bir zikirdir.

Meselâ, namaz, zatında potansiyel olarak hatırlatıcı bir güce sahiptir. Kur’ân-ı Kerim, “Beni hatırlamak için namaz kıl!”28 âyetiyle bu hakikati nazara verir. “Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. İşte bu, (Allah’ı) ananlar için bir hatırlatmadır.”29 âyeti de bu hususu ifade eder. Bu âyetten anlaşılan şey, kılınan her namazın, yekün bir hasenât teşkil etmesi ve bu hasenâtın seyyiâtı silip süpürüp götürmesidir. Ayrıca, âyet-i kerimenin sonunda, “İşte bu, Allah’ı ananlar için bir hatırlatmadır.” denilerek, namazın hatırlatıcı gücü bir kere daha nazarlara verilmektedir.

179