Soru: Hocam, “İnanmış İnsanın Nitelikleri” başlıklı yazınızdan iki cümle okumama müsaade eder misiniz? Şöyle buyuruyorsunuz: “Kazandıkları ve başarıdan başarıya koştukları zaman, bir taraftan imtihan geçiriyor olma endişesiyle tir tir titrer; diğer taraftan da şükran hisleriyle iki büklüm olur ve sevinç gözyaşlarıyla boşalırlar. Kaybettikleri zaman sabretmesini bilir, azimle gerilir ve bilenmiş bir irade ile ‘Yeni baştan…’ der yola koyulurlar. Ne nimetler karşısında küstahlaşır ve nankörlük ederler ne de mahrumiyetlere dûçâr olduklarında yeise düşerler.”
Cevap: Cenâb-ı Hak, aklımıza getirmiş ve söyletmiş; hamd O’na, minnet O’na. Evet, esas olan da odur; ne Rabbimizin lütuflarını hafife almalı, hiç olmamış gibi görmeli ne de onlara sahip çıkıp nefse mâl etmeli. Üstad Hazretleri ne güzel ifade ediyor; “Meselâ, nasıl ki murassâ ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse ve onunla çok güzelleşsen, halk sana dese, ‘Maşaallah, çok güzelsin, çok güzelleştin.’ Eğer sen tevazukârâne desen, ‘Hâşâ, ben neyim? Hiç! Bu nedir, nerede güzellik?’ O vakit küfrân-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mahir sanatkâra karşı hürmetsizlik olur.”17
Gördüğünüz gibi, dinimizin ölçüleri çok sağlam; ne var ki, anlayışlar sağlam olmayınca bazen çarpık anlamalar, yanlış yorumlar duyuluyor.
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ هٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي Ama israf yapıyorsak ve hakkını vermiyorsak!… Fakat zannediyorum hepsinden böyle birer parça tadıp, o nimette, öbüründe, bir başkasında, yani teker teker her nimetin çehresinde Cenâb-ı Hakk’ın mührünü görmek; ihsanlarının nümâyân olduğunu müşâhede etmek; neticede şükür hissini coşturmak ve O’nu senâ etmek için tatmaya izinliyiz. Ama tıka basa yeyip o nimeti israf etmeye izinli değiliz.
Dipnotlar
- 17 Bediüzzaman, Mektubat s.416 (Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Risale Olan Yedinci Mesele, Dördüncü Sebep).