İçeriğe geç

Âyet-i kerimede, pek çok nimete mazhariyeti itibarıyla, başta Hz. Davud olmak üzere, onun soyundan gelen insanlar şükretmeye çağrılıyor. İsrailoğulları, Hz. Davud zamanında en parlak dönemlerini yaşamışlardı. Davud (aleyhisselâm) Kudüs’ü fethetmiş, onu kendisine başkent yapmıştı. O, hem hükümdar hem peygamberdi. İsrailoğullarını kırk yıl idare etmişti. Hz. Davud’un yerine oğlu Hz. Süleyman (aleyhisselâm) geçmiş ve o da peygamberlikle yüceltilmişti. Hz. İbrahim’le işaret edilen, Hz. İshak’la üzerinde durulan, Hz. Yakub’la rüya hâline gelen ve sonra ta Hz. Davud ve Hz. Süleyman (aleyhimüsselâm) döneminde bir devlet hâline gelen bir ideal gerçekleşmişti.

Peygamberler, özel donanımlı, hususî insanlar olduğundan ve vazifeleri nazara alındığından, onlara dâhi denemeyeceği gibi; peygamberlerin yaptıkları işlere de dâhiyâne ve hedefledikleri şeylere mefkûre denemez. Ziya Gökalp, idealin yerine mefkûreyi kullanmıştı. Çünkü, yaptıkları şeyler kendi düşünceleri değildir. Bu yönüyle, onların hedeflerine bir gâye-i hayal demek daha uygundur ki, Üstad Hazretleri de o tabiri kullanmıştır. Gâye-i hayal; yani, inanmış bir insanın gönlünde kurgulayabileceği, tasarlayabileceği, tasavvur edebileceği, Allah’ın rızası gibi, i’lâ-yı kelimetullah gibi, iyi insan olma gibi mefkûreler, düşünceler, beklentiler ve hedefler halitasından meydana gelen bir yüksek hedef…

161