Allah, gelecek nesiller ibret alsın diye o yerleri birer alâmet ve işaret müzesi hâline getirdi; getirdi ki, herkes amelinin kaderini oralarda okusun. Bugün Pompei’den geriye kalan duvarlarda, müstehcenliğin en iğrencini seyretmek mümkündür. Fuhşun kol gezdiği o yerler kısmen de olsa, hâlâ ibret tablolarıyla dolu. Evet, Cenâb-ı Hak onları birer ibret levhası gibi bıraktı ki; akıl sahipleri baksın ve onlardan ders alsın.
d. Ve Diğerleri…
Hz. Lut’a inanmayan kavmini yakalayıp, derdest edip bir umumî kanunla cezalandıran Kudreti Sonsuz, tarih içinde başka milletlerde de aynı şekilde hükmünü icra etmiştir. Meselâ Endülüs’te sekiz asır devam eden bir muhteşem medeniyet, iç değişikliğe uğrayınca, Ferdinand’ın kılıcıyla önce aziz olarak girdikleri bu yerden zilletle geri dönmüşlerdir. Bu utandırıcı dönüşlerinde Müslümanlar ağlıyorlardı. Ama ağlama zamanı çoktan geçmişti; dahası ağlarken de ağlanacak şeye ağlamıyorlardı… Tuleytula’da o devirden kalma hamamlara bakıp ağlamak ve varlık sebeplerini kendi elleriyle yıktıklarına ağlamak lâzım gelirken, onlar kendi cenazelerine ağlıyorlardı.
Abbasiler’i yıkan da bu ruh sefaletiydi. Emevi’yi de aynı levsiyat yıkmıştı. Selçuklu, çakırkeyf yaşamanın akıbetini yıkılmakta acı acı tatmıştı. Osmanlı’nın akıbeti de, aynı ruhî çöküşün neticesiydi. Dolmabahçe Sarayı’na girdiğinizde, sadece yaldızlama için on altı ton altının harcandığını duyunca, ürperecek ve o sarayın duvarlarında siz de yıkılışın hazin tablolarını seyredeceksiniz. Bu ilâhî bir kanundur ve asla değişmemiştir ve değişmeyecektir.