İçeriğe geç

Evet, Hz. Nuh (aleyhisselâm) nübüvvetle serfiraz kılınmış bir peygamberdi. Ve başında peygamberlik tacı vardı. O, başkasının değil, Allah’ın memuruydu ve insanları, Allah’a kul olmaya davet ediyordu. Hâlbuki kavmi ona, “mecnun” diyordu. Aslında onların bu ifadeleri, peygamberdeki imanın kemaline delâlet ederdi. Çünkü o toplumda içtimaî hayatın dengeleri alt-üst olmuş ve bütün değer ölçüleri tersine dönmüştü. Böyle olunca da bir peygamber elbette ki onların ölçülerine göre dengeli görülemezdi.. ona “mecnun” diyeceklerdi ve dediler de. Zira bu şanı yüce nebi, onların bozduğu cemiyeti baştan sona yeniden imara çalışıyordu. Ve böyle bir insan, elbette diğerleri arasında bu yaftayla damgalanacaktı. Ondandır ki, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde, bir mü’mine mecnun denmesini onun imanının kemali olarak ifade etmişlerdir.2

Bunun üzerine Hz. Nuh kavminin isyanı karşısında ellerini açtı ve Rabbine dua etti: “Rabbim, ben mağlubum, bana yardım et!” dedi. Allah (celle celâluhu) da onun, o azgın kavmini suya batırdı. Üstten ve alttan gelen sularla hepsini boğup helâk etti. Belki bu Atlantis medeniyetiydi, belki de bir başka medeniyet.. bu azgın insanlar ister Atlantik Denizi’ne batırılmış olsunlar, ister bir başka denize.. fark etmez. Hâdise şu idi; başlarında bir peygamber olmasına, o peygamber her an emr-i bi’l-mâruf yapmasına rağmen bir medeniyet batırılıyordu. Çünkü o peygamber mağlup düştüğünü ilan etmişti.

Âyet, onların ve Hz. Nuh’un durumunu anlattıktan; yani kavminin sular içinde boğulup, Hz. Nuh ve yanındakilerin bir vapurla korunmalarını dile getirdikten sonra soruyor: “Yok mu ibret alan?”

79