İçeriğe geç

İçinde bulunduğumuz vapuru korumak, onu batmaktan muhafaza etmek hepimizin vazifesidir. Bu vazife, vapura binişimizle beraber omuzumuza yüklenmiş bir mükellefiyettir. İnsancıl davranacak, başkasının işine karışmayacağız diye kendimizi ve milyonlarca masum insanı yok edebilecek davranışlara müsamaha edemeyiz. Vapuru delmek isteyen veya içtimaî hayatı karıştırmak durumunda olan herkesle mücadele etmemiz zarurîdir. Öyleyse biz bir taraftan münkerâtı ve toplum içindeki yılan, çiyan mesabesindeki kötülükleri bertaraf edip insanlığı onların şerrinden korurken, diğer taraftan da mâruf dediğimiz güzel haslet ve faziletli davranışlarla aynı cemiyeti donatmak mecburiyetindeyiz. Zaten selim fıtratların meydana getirdiği cemiyet de her türlü kötülükten salimdir. Ne var ki bu, meselenin bir yönüdür; diğer yönüne gelince, o da cemiyette hep güzel şeylerin nemalanıp boy atmasını temin etmektir. Toplumumuz için yüklendiğimiz misyon, işte budur. Bu misyon mukaddestir, mukaddes olduğu kadar da ağır ve zordur.

Hakikî imanın tadını tatmış bir insanın, bu haz ve lezzete başkalarını da davet etmesi, onlarla kendi duyduğu hazları paylaşmak istemesi bir mürüvvet gereğidir. Mü’min, tepeden tırnağa bir mürüvvet insanıdır. O, bahar içinde yaşarken, başkalarının da bu bahardan yararlanmalarını düşünür; onlara da aynı hazzı yaşatmaya çalışır. Zaten mü’min, yaşatma hazzıyla yaşama sevdasından vazgeçen insan değil midir?

89