Aslında mü’min, her şeyden evvel bir emniyet insanıdır. Ondan zarar gelmesi söz konusu değildir. Müslümanlar, insanlığın teminatıdır. İçtimaî hayat, onlarla sigortalıdır. Bütün insanlığa karşı durumu böyle olmakla beraber mü’min, inanan insanlara karşı daha bir sıcak ve derindir. Onun için Allah (celle celâluhu) ve Resûlü’nden (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine intikal eden güzellikleri herkese anlatma durumundadır. İçinde yaşadığı toplumu bir taraftan imara çalışırken, diğer taraftan da onları çeşitli zararlardan koruma mevzuunda fevkalâde içten ve hassas davranır. Bu vazifeyi yüklenmek istemeyenler, esasen kendilerine birer üstünlük nişanesi gibi verilen “mü’minlik” unvanına tepki gösteriyorlar demektir.
Evet, en küçük daireden –ki kalb dairesidir– en büyük daireye kadar, mü’minin kendi durumuna göre bir kısım vazifeleri vardır. Hane, köy, belde, millet ve topyekûn insanlık, ulaşacaksa, onun elindeki nurlu beyanlarla aydınlık ufuklara ulaşacaktır. Muhatapları anlamasa, idrak etmese dahi, onun bu mevzudaki ihmali başkalarının mahrumiyetini netice verdiğinden önemli bir vebal ve eksikliktir.
Aynı zamanda, küfür ve ilhadın önüne geçilmezse, berheva olan sadece kâfir ve mülhidler olmayacak, onun kendisi de bu yıkımdan nasibini alacaktır. Öyleyse mü’min, asgarî, bu noktadan hareketle, “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” yapmalı ve bir umumî felakete meydan vermemelidir.
Bu hususu tenvir sadedinde Allah Resûlü bir hadislerinde şöyle buyururlar: “Allah’ın emirlerini yerine getirenle getirmeyenlerin misali, aynı vapurda yolculuk yapan kimselerin misali gibidir. Bunlardan kimisi üst katta, kimisi de alt kattadır. Altta bulunanlar, kardeşlerini rahatsız etmemek için su almak istediklerinde, yukarıdakilere, biz kendi yerimizde bir menfez açsak deyip, geminin tabanından bir delik açmaya yeltenseler, yukarıdakiler de bu duruma göz yumsalar, her iki taraf da batmaya maruz kalacaktır.”11
Dipnotlar
- 11 Buhârî, şerike 6, şehâdât 30; Tirmizî, fiten 12.