Artık, Roma’nın yıkılışından Sasani’nin yıkılışına, ondan da Mısır’ın yıkılışına kadar bütün tarihî etnografik müzeleri, hep bu kaideye dayandırıp değerlendirebilirsiniz. Allah (celle celâluhu) Kendisinin anılmadığı, anlatılmadığı bir beldeyi helâk eder. Çünkü o beldenin artık hikmet-i vücudu kalmamıştır. Zannediyorum kıyametin kopma sebebi de bu olsa gerek. Mü’minler tamamen zayıf düştüğü ve ilhad alabildiğine azgınlaştığı zamandır ki Allah bütün dünyanın altını üstüne getirecektir. Zira o zaman artık dünyanın hikmet-i vücudu kalmamış demektir.
Evet, Kur’ân, dilinden anlaşılmayan bir kitap hâline geldiğinde bilinmelidir ki artık belâ ve musibetlerin gölgesi üzerimizdedir. Eğer hâlâ helâk söz konusu değilse bu sadece Cenâb-ı Hakk’ın engin rahmetindendir. Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), yer yer Cenâb-ı Hakk’ın rahmâniyeti karşısında kendinden geçer ve: “Ne kadar Halîmsin Allah’ım!”9 derdi. Evet, O, Halîmdir; günahkâra hep mühlet verir; ancak bir de yakaladı mı, artık iflah etmez.10 Düşünün ki, Cenâb-ı Hak, kendisini bize Rahmân ve Rahîm olarak tanıtıyor. Öyle ise bize düşen de, O’nu öyle tanıyıp bu rahmâniyet ve rahîmiyete ubûdiyet ve ihlâsla mukabelede bulunmak; hususuyla iman ve emniyet va’diyle gönülleri Allah’a taşıyan emin bir irşad eri olmaktır.
Dipnotlar
- 9 İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye 3/95.
- 10 Bkz.: Buhârî, tefsîru sûre (11) 5; Müslim, birr 61.