Medine-i Münevvere’ye dönerlerken Fetih Suresi nazil oldu. Allah: Habib-i Zişan’ım sana apaçık fetih ihsan ettik[6] buyuruyordu. Peygamberimiz Ömer’i çağırıp sureyi okuduğu zaman Ömer: Fetih neresinde bunun Ya Resûlallah? Şu müzmehil dönüş fetih midir, Ya Resûlallah? dedi. Fakat bir-iki sene gibi kısa bir zaman sonra Mekke’den gelip dehalet edenlerin o zamana kadar ki müslümanlardan daha çok olması, Ömer’i derin bir nedamete boğdu. Yüzlerce kurban kesti. Köleler azad etti. Ağladı, sızladı, Allah Resûlü’ne karşı muhalefetine affını istedi.
İslâm Allah Resûlü’nün ferman ettiği gibi mutlak fütühatı buldu. Ebu Cendel, Kızıldeniz’in kenarında Zümirre mıntıkasındaki yeri tuttu. Bütün mücahitler oraya gelip bir cemaat hâlinde isbat-ı vücud ettiler. Allah Resûlü’nün, sakalsız, bıyıksız bu genç cemaati, o devrin Nesl-i Cedid’iydiler. Küfrün temsilcisi babalarına isyan etmişler, annelerinden kaçmışlar, kardeşlerinden ayrılmışlardı. Hayatın kendilerine güldüğü çağlarda, dünyanın ve gençliğin cazibelerine küsmüşlerdi. Zevk ve safa çağlarında, seve seve izdırap ve çile gömleğini giymişlerdi.
Bu genç müslümanlar müşrikleri tehdit etmeye başlayınca, müşrikler Resûlullah’a müracaat ederek, Al şunları Medine’ye. Bizi kurtar, Ya Muhammed? dediler. Resûllullah’ın gençler ordusu Medine’ye geldiği zaman Hudeybiye’de Resûlullah’ın ilk emrinde kurban kesmeyen müslümanlar teessür ve hicabla başlarını eğdiler, nedametle Allah’a istiğfar ettiler.[62]