Allah’tan selâm gelen insanın durumunu, saadetini, sevincini siz ölçmeye çalışın. Allah için verdiği şeyler ile kazandıklarının ne kadar farklı ve kıyas edilmeyecek kadar büyük olduğunu düşünün. Er-geç elinden çıkıp gidecek şeylerin hiçbir zaman eksilmeyecek hazineler hâlinde ve Allah’ın selâmıyla iadesini hayal edin.
Allah Resûlü: Allah’ın selâmı var sana ya Eba Bekir! dedi. Allah, Ebu Bekir’e selâm ediyor: Habibim sor O’na. De ki, Ben O’nun kulluğundan razıyım. O’da Benim Mevlalığımdan, Rabb olduğumdan razı mıdır?. Ebu Bekir bu sözleri duyar duymaz: Ben kimim ki, Mevlâm’dan razı olmayayım? Ben kim oluyorum ki, Allah’ın benim için Rabb olduğuna rıza göstermeyeyim!? Benim için taktir ettiği şeyleri hoşnutlukla karşılamayayım!?[72]
Herşey er-geç elimizden çıkacak. Biz onları terk etmesek de onlar bizi terkedecek. Basiretimiz, idrak ve iz’anımız varsa, Allah Resûlü’nün sadık dostu gibi varımızı yoğumuzu Allah yolunda sarfedip O’nun rızasını kazanmalıyız ki, ötelerin ötesindeki, veraların verasındaki meknuz nimetleri hazır bulalım. Ahiretteki, sonsuz ihsanlardan, uhrevî keyfiyetleriyle istifade edelim. Cenab-ı Hakk dağîdar olmuş kâlplerimiz ve münkesir ruhlarımızla kendisine müteveccih olmaya, fani şeylerimizi bakiye müteveccih kılmaya bizleri muvaffak etsin. Amin!..