İçeriğe geç

Allah korkusu ile gece karanlığında seccadenize döktüğünüz inci tanesi gibi gözyaşları; ebedi sermayeniz olarak, bilmediğiniz bir şekil ve keyfiyette, azabın tehtidi altında bulunduğunuz Mahkeme-i Kübra’da Allah’ın emriyle kurtarıcınız olarak arz-ı endam edecektir.

Hayalen Mahkeme-i kübra’ya gidiniz. Cehennem’in tehtidini, azap meleklerinin verdiği korkuyu hatırlayınız. Hesabınızın kesildiği, hükmünüzün verildiği ve azap meleklerinin sizi derdest ettiği bir anda, birden, bir meleğin elindeki kapla bir kaç damla gözyaşını getirdiğini düşününüz. Size: Bir zerresi güneşleri söndürecek keyfiyetteki bu suyu Cehennem’in ateşleri üzerine dök. Bu onları söndürecek ve seni ateşten emin kılacaktır dediğini hayal ediniz.

Siz burada iki damla gözyaşı dökerseniz ama o damlalar aherette öyle meyveler verir ki, Cehennem’in ateşini bile tesirsiz kılar. Siz hüşyâr bir kâble ve uyanık bir gözle İslâm’a ve îmana saldıranlar karşısında nöbet beklerseniz; Cenâb-ı Hakk sizi orada himaye ve siyanet edecektir. Siz burada İslamiyet’i ve müslümanları himaye edip kolladığınız için, Cenâb-ı Hakk da Rahmet’i ile sizi orada himaye edecektir.

ZAMAN ÎMAN KURTARMA ZAMANIDIR

Asrımızın başlarında, İstanbul’daki büyük bir veli, müceddid namzedi büyük zata: Efendi gel şöyle birisine intisab et. Bir hilâfet al. Zamanın imam-ı Rabbani’si olursun deyince O hüşyâr kâlpli zat İmam-ı Rabbini’lik değil Ebu Bekir’lik bile verilse insanlığın îmanına hizmet edemedikten sonra ne ehemmiyet ifade eder! cevabını verir.

70