İçeriğe geç

Allah Resûlü, ilk zamanlar mücadele ve mücahedesini doğrudan doğruya küfre tevcih buyurmuşlardı. Küfürle mücadele ediyor; Îmanı arayan, İslâm’a hasret olan, Kur’ân’a susamış dudaklara âb-ı hayat sunuyordu. Kur’ân’ın feyzine hasret kâlbler ise cansız ve camid putlara bakıyor. Bunlardan hayır yok diyerek evlerine dönüyorlardı. Böylelerinden olan Osman bin Maz’un’u müsait bulan Hazret-i Ebubekir bir fırsatını bulup yaklaştı. Resûlullah’ın teşriflerini haber verdi: Aradığın adam Muhammed-ül Emin’dir dedi. Osman bin Maz’un’u hemen Resûlullah’ın huzuruna koştu, ab-ı hayat çeşmesinden kana kana içti, aradığı huzuru buldu.[64]

Hazret-i Sa’d bin Zeyd de Saadet iklimini arayanlardandı. O’nun da müsait bir anını yakalayan Hazret-i Ebu Bekir yanına sokuldu. Baban sana daima tevhidden ve nübüvvetten bahsederdi. Fakat nübüvvetten beş sene evvel ölüp gitti. Bugünü göremiyeceği için üzülüyor, yanıp yakılıyordu.Babanın yanan yüreğine su dökmek, O’nun arzularını yerine getirmek istemez misin? Gel seni bir eve götüreyim dedi. Hz. Ömer’in amcazadesi ve damadı olan Sa’d bin Zeyd babasından çok şey duymuş ve görmüştü. Hemen Allah Resûlü’ne koştu, yanan gönlünü, tutuşan yüreğini O’nun huzur atmosferinde teskin etti, selâmete erdi. Allah Resûlü’nün uğrunda acıyı, kederi, ölümü, ızdırabı duymayacak hâle geldi. Hayatının sonuna kadar öylece yaşadı. Cennet’le müjdelenen on kitiden biri oldu.[67]

73