Günah
GÜNAH
Günah dendiği vakit insanın aklını bir yığın is-pas istilâ ediyor. Kitapların nâhoş gördüğü şeylerden, örfte, âdette yadırganan şeylere kadar ve ondan toplulukların telâkkilerine göre sevimsiz işlere, hâttâ yabancı âdetlerin işgaline uğramış, mânen esir halk yığınlarının çirkinlik anlayışlarına kadar, bir sürü günah sayılan şey vardır.
Mev’izeci, şirin cümlelerle çeşit çeşit günahtan bahseder ve günaha karşı gönüllerde nefret hissi uyandırmaya çalışır.
Bir kısım kötülüklerle, mücadele cemiyetleri, yıkılışımızı ve geri kalışımızı günahlara ve ahlâk sukutuna vererek günah tâbirinin ruhlarda meydana getireceği ürpertiden istifade etmek isterler.
Muallim de ara sıra günahtan bahseder, hem de henüz günahın ma’nâsını kavramamış masum çocuklara… Ve hem mahiyetine inanılıp inanılmamasını talî dereceye alarak! Mühim olan istifade ve gönle göre bir disiplin teminidir. Memur, esnaf, işçi icap ettikçe karşısındakine onu bir silâh gibi kullanılır. Hattâ öyleleri vardır ki, ne günahla ne sevapla hiçbir alâkaları olmadığı hâlde, nesebi gayr-i sahih bir sürü lâfına payanda olsun diye günahtır veya değildir sözünü eklemeyi de ihmal etmezler. Nedir bu muamma ki, idrakinden herkes hayrette! Veyahut nedir bu hakikat ki, bir yığın renkte!.. Söylenenler doğru değil mi? Elbette bir kısmı doğrudur. Fakat hepsine hayat verecek en doğrusu hangisidir, onu araştırmak, Hakk’a hürmet ve hizmettir. Lâkayt kalış ise himmetsizlik ve Allah’a karşı cehâlettir.
Günaha günah, sevaba sevab demek o kadar mühim değildir. (Bu hükmü verirken ehemmiyet ve ehemmiyetsizliğin izafî olduğunu düşünmek icabeder. Yoksa günaha sevab, savaba günah demek küfürdür.) Mühim olan gönüle tercüman olmak, iz’anı kelimelerle tablolaştırmaktır.