İçeriğe geç

Her canlı neş’et ediyor, gelişiyor, büyüyor, kemale eriyor ve ölüp, dağılıp gidiyor. Hiçbirşey kararında ve sabit kalmıyor. Hadiselerdeki rengarenk oluş, akıp giden sular gibi çağlayarak bir meçhulden, diğer bir meçhule gidiyor. Baş döndürücü geliş-gidişlerin karşısında hayret ve dehşete düşen insan, hadiselerin ma’nâsını soruyor: Herşeyin bozulup, fenaya gitmesi karşısında dağidar olan kâlbime derman olacak bir çare var mı? Bir canavar gibi ağzını açmış bekleyen mezarın dehşetinden beni ve sevdiklerimi kurtaracak bir çare var mı?.

Ebed için, Allah’a ayine olmak için yaratılan insanın aradığı çare; Allah’a îman ederek itminan ve huzura kavuşmaktır. Allah’a îman neticesinde, ağzını açmış bizi bekleyen kabir, Cennet’e giden yolun kapısı hüviyetini kazanır, vahşet yuvası olmaktan çıkar. Gül goncası hayatların solması, ölmeler, dağılmalar ve bozulmalar ancak Allah’a îmanla tahammül edilir duruma gelir. Allah’a ve ahirete inanmayan insanlar hayatlarının baharında iken tedirgin, bedbin ve karamsar hâle gelirler. Allah’a ve kabrin ötesindeki aleme îman ile itminanın kâlbe oturması, bütün elemleri lezzetlere kalbederek huzur ve saadete tebdil eder. Bütün acılar diner. Cehennemî hayat, hadsiz zevk ve lezzetleri içindeki hayatına çevrilir. Herkes mest ve sermest hâle gelir.

İnsanlık için çalışan, kâlb ve vicdan taşıyan herkesin en büyük emeli; yok olmayı yeniden varlığa, ihtiyarlığı yeniden gençliğe, solmayı yeniden teravete çevirmektir. Bunun çaresi ise, Allah’a îman ve hayatını O’nun rızasına göre tanzim etmektir. Herşeyin hızla akıp fena bulduğu bu alemde ancak Allah’ın rızası için sarfedilen şeyler beka kazanacak ve yokluktan kurtulacaktır.

78