İçeriğe geç

Mevzumuz olan âyette اَلصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ tabiri kullanılıyor. Hâlbuki Arapça’da bu kelimenin eş mânâlısı çok lafız vardır. Meselâ: Sebîl, tarîk ve menhec gibi. Neden acaba, diğerleri değil de “sırat” kelimesi seçilmiştir? Ayrıca “müstakîm” kelimesinin yerine “müstevî” veya bu mânâya gelen başka bir kelime seçilebilirdi. Fakat öyle olmamış da, “müstakîm” kelimesi kullanılmıştır. İşte Hakîm olan Allah’ın hikmet dolu kitabında bu kelimelerin tercihi iyi anlaşılmalıdır ki, murad-ı ilâhî de idrak edilebilsin…

Kur’ân-ı Kerim, bir kelimeyi söylerken ilk defa, o kelime, bulunduğu yer itibarıyla bir mânâ ifade etmektedir. Bir de kuşattığı daha pek çok mânâlar vardır ki, bunları Arapça’da; takyît, tahsîs, ta’mîm, ıtlâk şeklinde ifade ediyoruz. Bazen olur ki, o kelime çok geniş mânâları ifade ettiği hâlde, bir mânâ ile irtibatlandırmamız icap eder. Bazen de olur ki, onu ta’mîm etmemiz, yani bütün mânâlarıyla ele almamız gerekir. Onun için اَلصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ dediğimiz zaman umumî mânâsıyla mı, hususî mânâsıyla mı, ıtlak adı altında mı, yoksa bir kayıtla mı ifade edeceğiz? Bunları anladığımızda bir taraftan Allah’a karşı kulluğumuzun, bir taraftan hidayet talebimizin ve bir taraftan da cemaat hâlinde yaşamamızın, Kur’ân-ı Kerim’in âyetlerine dayalı olduğunu göreceğiz.

d. Sırat-ı Müstakîm

اَلصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ ’nin tefsirinde şu mânâları görüyoruz: Orta yol, hak yol, şeriat, İslâm, Allah Resûlü ve ashabının yolu, Cennet yolu ve Cehennem köprüsü…

182