Vicdan, Allah’ın yasak ettiği şeylerin mahiyetindeki çirkinliği görerek hep tiksinti duyar. Küfür ve dalâlet içinde bulunan bir kalbin kalak ve ızdıraplarını ancak o hisseder. Evet, insan dalâlete, küfre başını uzatacağı zaman daima vicdanının iniltisini duyar. Öyleyse siz bir taraftan Kur’ân’ın nidasına kulak verin, beri taraftan da vicdanınızı dinleyin. Kur’ân’ın ışığı altında, Allah’ın size misal olarak îrad buyurduğu Sırat üzerinde sağa-sola sapmadan, harama açık kapılardan başınızı dışarıya çıkarmadan, Allah’ın çektiği o perdeleri kaldırmadan, yasak sınırına yaklaşmadan bu yolu geçmeye çalışın..!
Ard arda arz ettiğim bu hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki, sırat-ı müstakîm dediğimiz zaman maksat ve murad-ı ilâhî neyse, bizim burada düşündüğümüz bu kelimenin delâlet ettiği mânâlardan ancak tâlî bir mânâdır. Biz de bunu kelimenin sıfatlarından bir tanesi olarak kabul ediyoruz.
Evet, sırat-ı müstakîmin bir mânâsı şeriattır; biz اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ derken “Allahım, bizi şeriata ulaştır.” diyoruz. Bir mânâsı da İslâmiyet’tir. Bu mânâya göre de اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ “Allahım, bizi İslâmiyet’e ulaştır.” demektir. Üçüncü bir mânâsı, doğru yoldur. اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ ile “Allahım, bizi doğru yola ulaştır.” denmek istenmektedir. Ve nihayet Sırat-ı Müstakîm, mutedil kimselerin mutedil yolu demektir. Bu mânâda da اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ derken “Bizi ifrat ve tefrite (aşırılıklara) düşmeyen kimselerin yoluna ulaştır.” demekteyiz. Binaenaleyh ilk bakışta اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ ile birbirine muhalif taleplerde bulunuluyor gibi görünse de, aslında burada birbirinden farklı şeyler istenilmemektedir. Zira burada ıtlâk, takyîd, ta’mîm veya tahsîs meseleleri bahis mevzuudur.