İçeriğe geç

Bir de kuvve-i tabiîyye vardır. Evet, insan bir yönüyle de tabiat dediğimiz, Allah’ın yarattığı yaratılış ağacının bir meyvesidir. O, Allah’ın sanatlarının sergilenme yeri olan tabiattan sıyrılıp çıkmıştır. İnsan tabiata dönük yönüyle tabiatperest olur. Her şeyi tabiatın içinde arar ve kendi menşeine bağlar. Çevresinde meydana gelen her şeyin menşeini de kendi menşei gibi görür. Kâinatı, gözündeki gözlüğün rengine göre müşâhede eder ve değerlendirir. Tarihî maddecilik, tabiatperestlik bu yanıltıcı esasların bağrında gelişmiştir. Aslında bu bir sapmadır. Evet, insan, mânâ ve maddesiyle bu âlemden çıktığı için, hâliyle ona dönük olacaktır. Fakat bu mevzuda tabiata fazla yönelmenin doğuracağı zararların da bilinmesi lâzımdır. En eski komünal sistemlerden Yahudi tabiatperestliğine; ondan tarihî maddeciliğe ve ondan da eksistansiyalistlerin hatta modern natüralistlerden yeşillerin tabiatperestliğine kadar bütün akımlar tabiat adına ifrat etmiş ve âhengi bozmuşlardır.

Evet, bunlar “Tabiata dönelim, gönlümüzce yaşayalım, fıtratı terk etmeyelim, basit yiyip, basit içelim, insanların ve ilâhların vaz’ettikleri kanunları bırakalım, kayıt ve şart altında yaşamayalım.” gibi söz ve mülâhazalarla ifratkârâne bir tabiatperestliğe kayıp gittiler ve insan-tabiat arası muvazeneyi alt-üst ettiler.

194