İçeriğe geç

Burada istidradî (antrparantez) bir hususa temas etmekte fayda var. Kur’ân-ı Kerim’in mânâsını tam anlayabilmek için kelimelerin mânâlarını, onlara dayalı yan mânâları, işaret ettikleri hususları ve delâlet ettikleri cihetleri anlamak şarttır. Bunlar bilindiği zaman Kelâmullah’ın her bir âyeti, gökteki bir sistem veya bir yıldız gibi uzaktan uzağa bize göz kırpmaya başlayacaktır. Ve biz, Kur’ân’ın büyüklüğünü o zaman daha iyi anlayacağız. Osman Gazi, Kur’ân karşısında sabaha kadar el-pençe divan duruyor, Hz. Ebû Bekir sabaha kadar gözyaşlarıyla onu okuyor, Hz. İkrime her gün onu yüzüne gözüne sürüyor, “Rabbimin Kelâmı” diye inliyor ve Kur’ân’a karşı saygı ve terbiye arzında bulunuyorsa,6 bunları sırf zarfa yapılan tâzim şeklinde anlamak doğru değildir. Belki onu, Kur’ân’ın kelimelerindeki derinlikte, mânâlarındaki genişlikte ve Allah kelâmı olması mânâsında aramak gerekir.

Allah Hakîm’dir. O kendisini bize anlatırken:حٰمۤ۝تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ diyor. Yani “(Dikkat edin, size esrarengiz bir şey anlatacağım.) Bu Kur’ân-ı Mu’cizu’l-Beyan, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafından indirilmiş bir kitaptır.”7 Demek ki Allah (celle celâluhu) kâinatı hikmetle yarattığı ve her şeyde bin fayda ve maslahat gözettiği gibi, kelâmında da bin hikmet gözetmiştir. Öyleyse derinlemesine Allah’ın kelâmına ne kadar dalınırsa yeridir. Zira her kelimenin altında çok mânâlar vardır. Binaenaleyh biz اَلصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ derken işte bu açıdan kelimeleri derinlemesine ele alıp tahlil etmemiz icap ediyor.

181