İçeriğe geç

Bütün bunlardan anlıyoruz ki biz, zerreler âleminden canlılar âlemine, canlılar âleminden insanlık âlemine kadar her basamakta Allah’ın bir çeşit hidayetine mazhar olmuşuz. Bu noktada durup “Allah’ın insanlar hakkında hidayeti sonsuzdur.” desek değer. Vahiy, ilham, esrarın çözülmesi ve eşyanın hakikatinin ortaya çıkması, doğru rüyalarla bir kısım hususların tebliğ ve telkin edilmesi gibi hususlar da, Allah’ın diğer hidayetleridir. Fakat bu hidayet nebi ve velilere ait olduğundan hususîdir. Onun için herkes vahiyden ve ilhamdan istifade edememiştir.

Biz, اِهْدِنَا derken bütün bu mânâları ihtiva edecek ve Cenâb-ı Hakk’ın bütün varlığı kuşatan terbiyesi içinde ve birçok eğri-büğrü yollar arasında, tek doğru yol olan İslâm’a hidayet edilişimizin nasıl büyük bir lütuf ve nimet olduğunu anlamaya çalışacağız. Evet, zerreler âleminden canlılar âlemine kadar pek çok berzah ve engellerden geçen bizler, daha sonra da, insanlık âlemine gelinceye kadar yine birçok berzahlardan geçtik. Ancak bunların hiçbirinde bizim zerre kadar rolümüz olmadı. Ve hep hidayet üzere bulunduk. Bizden çok daha akıllı ve kabiliyetli milyonlarca insan sapıklık içinde bocalarken, ayrı bir hidayet imdadımıza yetişti ve İslâm diniyle şereflendirildik. Varlığın en şereflisi, Hz. Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ümmet olduk. Bunlar ve bunlar gibi Rabb’in sonsuz hidayeti karşısında, O’na hamd ve tesbihlerimizi arz ediyoruz.

c. “es-Sırât” Kelimesi

179