Hâlbuki iletme bunu ifade etmez. “Elimizden tut bizi şuraya götür.” sözü de, hidayetin karşılığı olamaz. Bunda da, tatlılık meselesi ifade edilememiş olur. Onun için hem tatlılık meselesini, hem elden tutmayı, hem de hidayetin onun nazarına arz edilmesi mânâsını bir arada ifade eden اِهْدِنَا kelimesine verilse verilse, “Bizi hidayet et, bizi hidayete erdir.” şeklinde bir mânâ verilebilir…
b. Hidayet Çeşitleri
Hidayet, Arapça olup, hem müteaddî (geçişli) hem de lâzım (geçişsiz) olarak kullanılır. Bunda da ince bir nükte vardır; o da, bunlardan birisi vasıtalı, diğeri de vasıtasız hidayettir.
Bazen olur ki, hidayet için bütün vasıtalar hazır olduğu hâlde, insan hidayete eremez. Hâlbuki bazen, hiç de müsait olmayan şartlar içinde hidayete erilebilmektedir.
Hz. Nuh’un oğlu, bir nebi ocağında doğup büyüdüğü hâlde, hidayetten nasibdâr olamazken, Âzer’in evinde Hz. İbrahim, Firavun’un hanesinde de Hz. Musa yetişir ve birer büyük peygamber olurlar. İşte bütün bunlar bize vasıtalı ve vasıtasız hidayeti anlatmaktadır. Cenâb-ı Hak, “Ölüden diriyi, diriden de ölüyü çıkarır.”1 O’nun hidayeti de böyledir. Ve O; bize nâmütenâhî hidayet etmiştir.
Dipnotlar
- 1 Bkz.: Âl-i İmrân sûresi, 3/27; En’âm sûresi, 6/95; Yûnus sûresi, 10/31; Rûm sûresi, 30/19.