İçeriğe geç

Bir de tabiatı tamamen terk etme vardır. Yani doğrudan doğruya ona karşı olma… Evet, böyle düşünenler ister septist ve sofist düşünceli, ister mistik düşünceli olsun, kâinat ve tabiata kapalı kalır, fıtratlarını, mebde’lerini ve menşe’lerini unutur, varlık, eşya ve bütün şuuna sırtları dönük yaşarlar. İçinde yetiştikleri fıtrat kanunlarına karşı alâkasız kaldıklarından bir gün gelir o çarklarla çarpışıverir ve silinir giderler. Hâlbuki o tabiat kitabını bir fabrika ve bir saat gibi düzenleyip çalıştıran Sâni-i A’zam, insanlarla kâinat arasında bir münasebet kurmuştur. Binaenaleyh, içine kapalı, tabiattan ve kâinattan kaçan kimse de bu mevzuda tefrite sürüklenmiş kimsedir. Aslında, çok defa ifratlar tefritleri, tefritler de ifratları doğurmuştur. Bir taraftan tabiatı tamamen terk etme, diğer taraftan bütün gücüyle tabiata sarılmayı netice vermiştir. Bu itibarla insanın tabiata dönüklüğünde de bir tefrit ve bir de ifrat vardır. Bu mevzuda da sırat-ı müstakîm, Resûl-i Ekrem’in ve O’nun ashabının yoludur.

195