mektubunu Hayy-ı Kayyûm ve Vahid-i Ehad Zât namına hayatıyla imzalar ve o mektuptaki bir tevhid, ehadiyet ve samediyet mührüdür. Aynen öyle de, hayat gibi, her bir canlı dahi bu kâinat kitabında birer vahdaniyet mührü olmasının yanında, her birinin yüzüne birer ehadiyet damgası vurulmuştur. Hem nasıl ki hayat, kısımları adedince ve canlılar, fertleri sayısınca Hayy-ı Kayyûm Zât’ın birliğine şehadet eden imza ve mühürlerdir. Aynı şekilde, hayat verme ve diriltme fiili de, örnekleri sayısınca tevhide imza atıyor. Mesela, ihyanın bir örneği olan yeryüzünün diriltilmesi, Allah’ın birliğine güneş gibi parlak bir şahittir. Çünkü baharda yeryüzünün dirilmesinde ve ihyasında üç yüz bin çeşit sayısız canlı beraber, birbiri içinde, noksansız, kusursuz, mükemmel, muntazam bir şekilde diriltilir ve hayat bulur. Evet, böyle bir tek fiille sayısız muntazam işi yapan, elbette bütün varlıkların Hâlık’ıdır, bütün canlılara hayat veren Hayy-ı Kayyûm’dur ve rubûbiyetine ortakların karışması mümkün olmayan bir Vahid-i Ehad’dır.
Hayatın hususiyetleri şimdilik bu kadar az ve kısaca yazıldı. Diğer hususiyetlerinin beyanını ve etraflıca izahını Risale-i Nur’a ve başka bir zamana havale ediyoruz.
Netice
İsm-i Âzam herkes için aynı değildir; farklı olur. Mesela İmam Ali (radiyallâhu anh) için şu altı isimdir: “Ferd, Hayy, Kayyûm, Hakem, Adl, Kuddûs”. İmam Âzam’ın İsm-i Âzamı “Hakem ve Adl” olmak üzere iki isimdir. Ve Gavs-ı Âzam’ın İsm-i Âzam’ı “Ya Hayy”dır. İmam Rabbânî’nin İsm-i Âzam’ı ise “Kayyûm”dur. Bunun gibi, pek çok zât daha başka isimleri İsm-i Âzam olarak görmüşlerdir.
Bu Beşinci Nükte, Hayy ismi hakkında olduğu için, hem bir bereket vesilesi, hem şahit, hem kutsî bir delil, hem kendimize bir dua, hem de bu risaleye güzel bir son olarak Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam), el-Cevşenü’l-Kebîr adlı en büyük münacâtından bir kısmı buraya alıyoruz. Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam), Allah’ı hakkıyla bilmekte gayet yüksek ve engin marifetini göstererek şöyle demiştir ve biz de hayalen o zamana gidip Resûl-u Ekrem’in duasına “Âmin!” diyerek, aynı yakarışı kendimiz de söylüyor gibi, onun (aleyhissalâtü vesselam) sedâsı ile deriz ki: