İçeriğe geç

İşte, ey gafil insan! Sonsuz celâl ve güzellik sahibi, her şeyin hâkimi olan, her hakkı yerine getiren, hüküm sahibi, her şeyi tam bir hikmetle var eden Zât, sana kendini her bir mahlûkuyla, böyle sayısız ve parlak şekillerde tanıtmak ve sevdirmek istediği halde, sen kendisini tanıtmasına karşı iman ederek O’nu tanımaz, sevdirmesine karşılık kulluğunla kendini O’na sevdirmezsen, bunun ne derece katmerli, sonsuz bir cehalet ve zarar olduğunu bil, ayıl!

İkinci Mesele

Bu kâinatın Kadîr ve Hakîm Yaratıcısının mülkünde ortaklara yer yoktur. Her şeyde son derece intizam bulunduğundan, hiçbir şey şirki kabul etmez. Çünkü bir işe farklı eller karışırsa, o iş karışır. Bir memlekette iki padişah, bir şehirde iki vali, bir köyde iki muhtar bulunsa, o memleketteki, o şehirdeki, o köydeki bütün işlerde bir karışıklık başlayacağı gibi; en basit bir vazifeli memurun, vazifesine başkasının müdahalesini kabul etmemesi gösteriyor ki, hâkimiyetin en temel kaidesi elbette bağımsız ve tek başına olmaktır. Demek ki, intizam birliği, hâkimiyet de tek başına olmayı gerektirir.

Madem hâkimiyetin geçici bir gölgesi, yardımlaşmaya muhtaç ve aciz insanlarda müdahaleyi böyle reddediyor; elbette, bir Kadîr-i Mutlak’ın rubûbiyet derecesindeki hakiki, mutlak hâkimiyetinin, müdahaleyi bütün şiddetiyle reddetmesi gerekir. Eğer O’nun mülküne zerre kadar müdahale olsaydı, kâinattaki düzen bozulurdu.

Halbuki bu kâinat öyle yaratılmıştır ki, bir çekirdeği var etmek için bir ağacı yaratacak kudret lâzımdır. Bir ağacı meydana getirmek için de kâinatı yaratabilecek kudret gerekir. Ve kâinatın işleyişine parmak karıştıran bir ortak bulunsa, onun en küçük çekirdekte dahi hissesinin olması lâzım gelir. Çünkü o çekirdek, kâinatın bir örneğidir. O halde, koca kâinata sığmayan iki rubûbiyetin, tek bir çekirdekte, belki zerrede bir arada bulunması gerekir. Bu ise muhallerin ve bâtıl düşüncelerin en mânâsızı, akıldan en uzak olanıdır. Koca kâinatın bütün hal ve keyfiyetlerini adalet terazisinde ve hikmetli düzeni altında tutan bir Kadîr-i Mutlak’ın –hatta bir çekirdekte dahi– acz gösterdiğini kabul etmeyi gerektiren şirk ve küfür, ne kadar katmerli, sınırsız bir uydurma, bir hata, bir yalandır ve tevhid,

431