Mesela: İnsanda şiddetli, sarsılmaz, aşk derecesinde bir bekâ arzusu var. O arzuyu ancak bütün kâinatı birlik sırrıyla elinde tutan ve bir menzili kapatıp öbürünü açar gibi kolay bir şekilde dünyayı kaldırıp ahireti kurabilen bir Zât yerine getirebilir. İnsanın bu arzu gibi, ebediyete uzanmış ve kâinatın her tarafına yayılmış binlerce emeli, birlik sırrına ve tevhid hakikatine bağlıdır. Eğer birlik olmazsa o arzular gerçekleşmez, neticesiz kalır. Vahdetiyle bütün kâinatta birden tasarruf eden o tek ve benzersiz Zât olmazsa, o dilekler yerine gelmez. Farz edelim gelse bile çok noksan olur.
İşte bu büyük sırdan dolayı Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan, tevhid ve ferdiyeti çok tekrarla, kuvvetli ve şiddetli bir şekilde, yüksek ve tatlı bir üslûpla ders verdiği gibi bütün peygamberler, asfiya ve evliya en büyük zevki ve saadeti kelime-i tevhidde, لٓا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ ’da bulmuşlardır.
Yedinci İşaret
İşte bu hakiki tevhidi bütün mertebeleriyle en mükemmel şekilde ders veren, ispat ve ilan eden Hazreti Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) peygamberliğinin, elbette o tevhidin kesinliği derecesinde sabit olması gerekir. Çünkü madem varlık dairesinin en büyük hakikati olan tevhidi bütün incelikleriyle o zât ders veriyor; elbette tevhidi ispat eden bütün deliller, dolayısıyla O’nun peygamberliğini, vazifesinin gerçekliğini ve davasının doğruluğunu da kesinlikle ispat eder, denilebilir. Evet, böyle binlerce yüce hakikati kendisinde toplayan, Cenâb-ı Hakk’ın bir ve tek oluşunu hakkıyla keşfedip ders veren bir peygamberlik vazifesi, kesinlikle o tevhidin ve ferdiyetin gereğidir. Tevhid ve ferdiyet, elbette o peygamberlik vazifesini ister.
İşte o vazifeyi eksiksiz bir şekilde yerine getiren Zât-ı Ahmediye’nin (aleyhissalâtü vesselam) manevî şahsiyetinin kıymetine, yüceliğine ve onun, bu kâinatın güneşi olduğuna şehadet eden pek çok delilden ve sebepten üç tanesini örnek olarak göstereceğiz.
Dipnotlar
- Her şeyin, Allah’ın (celle celâlüh) tasarruf ve idaresinde olduğunu bildiren ayet için bkz. Zümer sûresi, 39/62, 67.
- “Allah, o hak Mabuddur ki, kendisinden başka ilah yoktur.” (Bakara sûresi, 2/163, 255; Âl-i İmran sûresi, 3/2, 6, 18; Nisâ sûresi, 4/87).