İçeriğe geç

mührüdür; aynen öyle de, insanın hukukunu korumak için diğer canlılardan üstün olarak o simaların birbirine karışmaması ve birbirinden ayırt edilmesi, pek çok hikmetli alâmet-i farika ile ayrılması, o Sâni-i Vahid’in iradesini ve dilemesini gösterir. Bununla beraber, daha farklı ve çok ince bir ehadiyet mührü vardır ki, bütün insanları, hayvanları, hatta kâinatı yaratamayan, o mührü vuramaz.

İkinci İşaret

Kâinattaki âlemler, varlık türleri ve kâinatı meydana getiren unsurlar öyle girift bir şekilde iç içe geçmiştir ki, kâinatın bütününe sahip olamayan, hiçbir canlı türünü, hiçbir unsuru gerçekten idaresi altında tutamaz. Âdeta Ferd isminin cilvesi, bütün kâinatı birlik içine almıştır; her şey o birliği ilan ediyor.

Mesela dünyanın lambası güneşin bir olması, bütün kâinatın bir tek Zât’a ait bulunduğuna işaret eder. Ve bunun gibi, canlıların hızlı ve çevik hizmetçisi hava unsurunun bir olması, aşçıları olan ateşin bir olması, yeryüzü bahçesini sulayan bulut süngerinin bir olması, bütün canlıların imdadına koşan yağmurun bir olması ve her yere yetişmesi, pek çok hayvan ve bitki türünün yeryüzüne serbestçe yayılması, türlerinin ve meskenlerinin bir olması da kesin bir şekilde, meskenleri ile beraber bütün o varlıkların, bir tek Zât’a ait olduğunu gösterir.

İşte bunun gibi, böyle girift bir şekilde iç içe geçmiş olan varlıklar kâinatı öyle bir bütün hükmüne getirmiştir ki, yaratılış bakımından ayrılık kabul etmez. Bütün kâinata hükmü geçmeyen, rubûbiyet ve yaratma yönüyle hiçbir şeye hükmedemez ve bir tek zerreye bile idaresini, terbiye ediciliğini dinletemez.

Üçüncü İşaret

Ferd isminin en büyük tecellisiyle kâinat, Samed Yaratıcının birbiri içindeki hadsiz mektupları hükmüne getirilip her mektuba sayısız vahdaniyet damgası ve pek çok ehadiyet mührü basılmış gibi, her biri kelimeleri adedince ehadiyet mührü taşıyor ve o mühürler sayısınca Kâtibini gösteriyor.

Evet, her bir çiçek, her bir meyve, her bir ot, hatta her bir hayvan

440