İçeriğe geç

hükmüne geçebilir. Eğer o tek ve bir Zât olmazsa, her şey bütün bu kuvveti kaybeder, yok hükmüne geçer, hepsinin neticeleri de hiçe iner.

İşte her an gözümüzle gördüğümüz şu çok harika eserlerin gayet küçük, önemsiz şeylerden ortaya çıkması, açıkça, Cenâb-ı Hakk’ın tek ve bir olduğunu, ehadiyetini gösteriyor. Yoksa her şeyin neticesi, meyvesi, eseri; o şeyin maddesi ve kuvveti gibi küçülerek, azalarak hiçe inecekti. Ve gözümüzün önündeki çok kıymetli şeylerin bu son derece ucuzluğu ve bolluğu kalmayacaktı. Şimdi kırk kuruşa aldığımız bir kavunu, bir narı kırk bin liraya bile yiyemeyecektik.

Evet, dünyadaki bütün kolaylık, ucuzluk, bolluk Yaratıcının birliğinden gelir, O’nun tek ve bir olduğuna şehadet eder.

İkinci Nokta

Varlıklar iki şekilde yaratılıyor. Biri, “ibdâ’ (yoktan var etme) ve ihtirâ’ (benzersiz bir şekilde yaratma)” tabir edilen icattır. Diğeri, “inşa ve terkip” denilen, bir şeyin var olan unsurlardan ve şeylerden toplanarak yaratılmasıdır. Yaratma eğer ferdiyet cilvesine ve ehadiyet sırrına göre olursa, sonsuz derecede, belki vücûb derecesinde bir kolaylıkla gerçekleşir. Fakat eğer bir tek Zât’a verilmezse, son derece zahmetli ve akıl dışı olur, belki imkânsızlık derecesinde bir zorluk ortaya çıkar. Halbuki kâinattaki varlıkların, son derece zahmetsiz, kolaylıkla, mükemmel bir şekilde yaratılmaları, Cenâb-ı Hakk’ın bir ve tek oluşunun tecellisini açıkça gösteriyor ve her şeyin doğrudan doğruya Ferd-i Zülcelâl’in sanatı olduğunu ispatlıyor.

Evet, eğer eşya tek ve benzersiz olan Yüce Allah’a verilse, O, bir kibrit çakar gibi, yüceliği eserleriyle anlaşılan o sonsuz kudretiyle her şeyi yoktan yaratır ve kuşatıcı, sınırsız ilmiyle her şeye manevî kalıp hükmünde birer miktar tayin eder. Ve O’nun ilminin aynasında her şeyin zerreleri, suretine ve planına göre o manevî kalıbın içine kolayca yerleşir, vaziyetlerini düzenli bir şekilde korurlar.

Eğer etraftan zerreleri toplamak gerekirse de, ilmî kanunlar ve

443