İçeriğe geç

4. Bu hak sadece vicdanlara bırakılmış değildir. Bilakis devlet, onu adaletle toplama ve hakkaniyetle dağıtma sorumluluğu ile yükümlüdür. Bu da zekât görevlileri vasıtasıyla gerçekleşmektedir. O, –tabir caizse– kudsi bir vergidir. Bunun için Kur’ân, mü’minlere zekât vermelerini emreden âyetlerinin yanında, خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً“Mallarından bir sadaka (zekât) al!”175 âyetiyle, nübüvvetiyle beraber devlet başkanı konumundaki Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) hitap etmiş, Efendimiz de hadislerinde, إِنَّ اللّٰهَ افْتَرَضَ عَلَيْهِمْ صَدَقَةً تُؤْخَذُ مِنْ أَغْنِيَائِهِم وَتُرَدُّ عَلَى فُقَرَائِهِمْ“Allah onların üzerine, bir sadaka vermeyi farz kılmıştır. Zenginlerinden alınır, fakirlerine verilir.”176 buyurmak suretiyle devletin uygulamadaki rolüne dikkat çekmiştir.

5. Devlet, bu farizayı yerine getirmekten kaçınanları, uygun göreceği cezalarla tedip etmeye yetkilidir. Bu ceza ve tedip, mal sahibinin malının yarısını almaya kadar varabilir. Nitekim bu husus, hadis-i şerifte şu şekilde ifade edilmiştir:

مَنْ أَعْطَاهَا مُؤْتَجِرًا فَلَهُ أَجْرُهَا وَمَنْ مَنَعَهَا فَإِنَّا آخِذُوهَا وَشَطْرَ مَالِهِ عَزْمَةً مِنْ عَزَمَاتِ رَبِّنَا عَزَّ وَجَلَّ

“Kim, zekâtını, sevabını dileyerek verirse karşılığını mutlaka alır. Kim de vermezse onu ve malının yarısını, Rabbimizin haklarından bir hak olarak alırız.”177

6. Zekâtın toplanmasında devlet gevşek veya kayıtsız davranırsa, yahut toplum bu görevi ihmal ederse, her fert, bu büyük farizayı şahsi olarak yerine getirmekle mükelleftir. Çünkü her şeyden önce zekât, İslâm’ın temel rükünlerinden bir rükündür ve Müslümanın, kendisiyle Allah’a (celle celâluhu) yaklaştığı, malını ve nefsini temizlediği bir ibadettir. Devlet onu sorumlu tutmazsa, iman ve Kur’ân mesul tutar.

102