İçeriğe geç

Zekât müessesesinin sistemli şekilde işletilmesi neticesinde, Hulefa-i Raşidin’in beşincisi kabul edilen Ömer İbn Abdülaziz devrinde orta tabakanın kuvvetlendiği ve zekât verilecek fakirin kalmadığını görüyoruz. Zaten Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu neticeyi gayb-aşina gözüyle çok önceden görmüş ve şu sözleriyle bunun müjdesini vermiştir:

تَصَدَّقُوا فَإِنَّهُ يَأْتِي عَلَيْكُمْ زَمَانٌ يَمْشِي الرَّجُلُ بِصَدَقَتِهِ فَلاَ يَجِدُ مَنْ يَقْبَلُهَا يَقُولُ الرَّجُلُ لَوْ جِئْتَ بِهَا بِالأَمْسِ لَقَبِلْتُهَا فَأَمَّا اليَوْمَ فَلاَ حَاجَةَ لِي بِهَا

“Tasadduk edin; zira çok yakında öyle bir zaman gelecek ki bir insan, elinde sadakası (zekâtı) ile dolaşacak da onu kabul edecek kimseyi bulamayacak. Öyle ki, birine vermek istediğinde, vermek istediği kişi, ‘Şayet dün gelseydin kabul ederdim. Ama şimdi ihtiyacım yok.’ diyecek.”172

Başka bir hadislerinde ise Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), mal çoğalıp sadaka verilecek kimse kalmayacağı âna kadar kıyametin kopmayacağını bildirerek bu hakikate işaret etmektedir.173

İşte Hazreti Ömer’in torunu Ömer İbn Abdülaziz dönemi, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) müjdesini verdiği bu hâle şahit olmuştur. Zira zekât, fonksiyonunu eda etmiş ve fakir zümreyi cemiyete orta sınıf olarak kazandırmıştır. Neticesinde de normal şartlarda kimsenin zekâta ihtiyacı kalmamıştır. Alacak kimse bulunamayınca, çare olarak zekât ve sadaka vermek isteyenlerin elinde kalan parayı devlet toplamak zorunda kalmıştır.

Ömer İbn Abdülaziz hazretleri, hilafet müddetinin kısalığına rağmen adaleti temin etmiş, zulmün önünü almış ve hak sahibine hakkını ulaştırmıştır. Zira o, her gün halkının arasına bir münadi gönderiyor ve şöyle ilanda bulunuyordu: “Borçlular nerede? Evlenmek isteyenler yok mu? Fakirler nerede? Yetimler var mı? Gelsinler, onların hepsinin ihtiyaçlarını gidereyim.”174

100