İçeriğe geç

Bu dönemin ticarî hayatında hüküm süren alışveriş, hem takas veya mal mübadelesi diyebileceğimiz usûl üzere hem de günümüzdeki şekliyle para karşılığı emtia usûlü üzere yapılıyordu. O gün kullanılan para birimleri, dirhem ve dinardı. Dirhem gümüşten, dinar ise altından yapılıyordu. Bunların, para birimi olma özellikleri yanında, zatî değerleri de vardı. Her yönüyle yeni teşekkül eden bu toplumda, hemen her alanda var olan canlılık paraya da aksetmiş, iktisadî hayata hareket gelmiş ve neticede her türlü mübadele unsurunda müthiş bir canlılık meydana gelmişti. Öyle ki toplumda artık âtıl ve cansız hiçbir şey yoktu. Ruh ve kalb plânındaki diriliş, âdeta çarşı-pazara, oradan da fertlerin cüzdanlarına aksetmiş ve böylece her şey canlı bir keyfiyete ulaşmıştı. Dolayısıyla bu dönemde âtıl paralara, stoklara, altın ve gümüş yığınlarına rastlamak âdeta mümkün değildi. Hatta çoğu zaman, kadınların boyunlarındaki ve kollarındaki takılar bile bu durumdan nasibini alıyor, çarşı-pazarda ayrı bir canlılığa vesile oluyordu.

Bir ihtiyaç ânında kadınların himmetine müracaatta bulunan Allah Resûlü’nün, onlardan da infak etmelerini istemesi ve neticede ortaya bırakılan bilezik, küpe gibi zinet eşyalarının teşkil ettiği yekün bunun en çarpıcı misalidir.

b. Mükellefiyet Olarak Zekât

Mekke döneminde genellikle iman esasları üzerinde durulduğu, ahkâma ait meselelerin –büyük çoğunluğu itibarıyla– Medine döneminde farz kılındığı hemen herkes tarafından bilinen hususlardandır. Dolayısıyla Mekke’de inen sûrelerde zekâttan bahsedilse bile, farz bir müessese olarak bugünkü mânâda zekât, Medine’de, hicretin ikinci senesinde ele alınmıştır.

91