Hayatlarını semavî ölçülerle dizayn eden o altın topluluk için bunlar çok şey ifade ediyordu ve âdeta cüz’i iradelerini bu beyanlara teslim etmenin rahatlığıyla hareket ediyorlardı. Elbette bu ifadeler, onlar arasında hemen hüsnükabul görmüş, yaşanır hâle gelmişti. O derece ki sahabi, atın üzerindeyken elindeki kamçısı düşünce bile, onu başkalarından istemekten istiğna ediyor ve bizzat kendisi inip alıyordu.148 Zira Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) onları dilenmekten, başkalarına el açmaktan menetmişti ve onlara göre her türlü isteme, dilencilik kapsamına giriyordu.
Aynı şekilde o güne kadar toplumun belini kıran amansız bir illet olan faiz, tamamen iktisadî hayattan sökülüp atılıyor ve toplum böyle büyük bir kambur ile yaşamaktan kurtarılıyordu.
Âdeta her fert, مَثَلُ الْمُؤْمِنِينَ فِي تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعَاطُفِهِمْ مَثَلُ الْجَسَدِ إِذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الْجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالْحُمَّى
“Müslümanların birbirlerini sevme, merhamet etme ve şefkat göstermedeki misalleri tek bir bedenin azaları gibidir; bir uzuv rahatsız olsa, bütün beden acı çeker, uykusuz kalır.”149 ölçüsünü rehber edinmiş ve kendi şahsî hayatını unutmuştu. Herkes, din kardeşinin daha iyi yaşayabilmesi için kendi rahatından feragat eder duruma gelmişti.
Kazançta durulaşıp saflaşmanın yanında, harcama ve tüketimde de müthiş bir denge vardı. İsraftan tamamen uzaklaşılmıştı. Toplumda israf ekonomisi olarak tanımlanacak herhangi bir yara yoktu. Çoğu zaman zaruri ihtiyaçlardan bile fedakârlık ediliyor, para ve emtia, dinin ikâmesi ve muhtaçların görülüp gözetilmesi istikametinde daha değerli bir yerde kullanılıyordu.