Sadece şu kadar söyleyeyim ki, bunlardan İmam Buhârî, 600 bin hadisi hafızasına aldıktan sonra, bunlardan sadece 4 bine yakınını Sahih’ine almıştır.4 Almada gösterdiği titizlik ise, başlı başına bir destan. Her hadis için abdest alıp iki rekât namaz kılar.. daha sonra, ruhen Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’la münasebete geçer.. ve cevab-ı savap alınca o hadisi kitabına dercedermiş.5
İşte böyle bir dev imam da, Efendimiz’in herhangi bir talebesidir ve O’nun ders halkasında yetişmiştir. Günlerce yol katettikten sonra kendisinden hadis rivayet edecek olduğu şahsı, atına boş külâhını gösterip, içinde arpa varmış gibi davrandığını görünce, hiçbir şey sormadan geriye döner.. niçin böyle yaptığını soranlara da: “Hayvanı aldatan bir insanın beni de aldatıp aldatmayacağından emin değilim!” cevabını verir.. ve kim bilir, bütün hayatını böyle titizlikle geçiren daha nice dâhi hadis imamları vardır.
İşte dinin zebercet konağı, işte onun altın kanatlı hameleleri ve işte hiç yanıltmayan gümüşten yolumuz.
d. İlmin Dünya Buudu
Eski-yeni ilim tarihi adına taraflı-tarafsız ve mukayeseli o kadar muhteşem eserler yazıldı ki bunları okuyup da muhteşem geçmişimize hayranlık duymamak kabil değildir. Müslümanların altın çağı sayılan bir dönemde, tıp, matematik, hendese ve bütün tabiî ilim dalları, fıkıhla, tefsirle, hadisle ve kelâmla atbaşıydı. el-Câbir’den (cebirin mürşidi) İbn Sinâ’ya, ondan İbn Batûta ve Harizmî’ye ve ondan, on asır yazdığı tıp kitapları Avrupa’da tedris edilen cerrahinin üstadı Zehrâvî’ye kadar, -ki bir bilim mecmuası bu zatı anlatırken, “On Asır Yaşayan İlim Adamı” diye başlık koydu- bunların hepsi, yüzlercesi ve binlercesiyle Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) mektebinin çıraklarıdır.