İçeriğe geç

Kadirşinaslığının depreştiği bir gün Edison şöyle der: “Ben elektriğe giden yolu Muhyiddin İbn Arabî’nin Fütûhât-ı Mekkiye’sinde buldum.” O sırlı beyanlarıyla Fütûhat-ı Mekkiye, bugün de elimizde.. Kur’ân’ın bir sırlı ifadesinden, elektriği, elektronları, ampülü istinbat etmek, bazı noktalardan tenkit görse de tevili çıkmış bir hâdisenin kritiğini yapmak bir bencillik gayreti olsa gerek. İnsan, pek çok hakikati, hem böyle vilâyet rampasıyla, hem de laboratuvarlarla, araştırma merkezleriyle ulaşabilir. Biz, ulaşamamışsak, ulaşamıyorsak, o, düşünce tutarsızlığında, muhakeme fakirliğinde; kalb zaafında, irade ve azim yetersizliğinde aranmalıdır. İbn Arabî, Mevlâna, İmam Rabbânî ve Bediüzzaman gibi çağlarını aşmış insanları anlamak şöyle dursun, onların keşfettikleri şeylere akıl erdirmek bile çok zordur. Bir Şâh-ı Nakşibend Hazretlerini, bir Mâruf-u Kerhî’yi, bir Şazilî’yi, bir Şah-ı Geylânî’yi, bir Ahmed Bedevî’yi, bir Şeyhu’l-Harrânî’yi nasıl anlayacağız ki?

İşte bütün bunlar, Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) mektebinin sadece çırakları ve tilmizleridirler. Bize göre dâhi insanlardır ama, Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) mektebine ve medresesine göre sadece bir düzine çıraklardır -O çıraklara ruhum feda olsun!- ve hep o şem’aya pervane olmuş, O’nun etrafında dönmüş, ışık âşıklarıdırlar. Gözleri gayba açılmışsa, (İmam Süyûtî gibi: “Ben uykuda değil; uyanıkken hayatımda 70 defa Hz. Muhammed’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) görüştüm.” diyor)7 yine Allah Resûlü’nden öğrendikleriyle açılmıştır.. ışığa koşmuşlarsa O’nun cazibesiyle olmuştur.

142