Afrika’yı bir solukta baştan başa İslâm hâkimiyeti altına alan Ukbe b. Nâfi, dâhi değilse kim dâhi? Ukbe, on beş yaşında at sırtına sıçrar ve değişik halifeler döneminde büyük sorumluluklar yüklenir. Atlas okyanusuna kadar bütün Afrika’yı zabt u rabt altına alır.. ve meşhurdur, atını Arab’ın “Karanlık Deniz” dediği okyanusa sürer; sonra da: “Allahım, bu deniz önüme çıktı, çıkmasa idi, Senin ism-i şerifini denizler aşırı ta ötelere götürecektim!” der.1
Yine o medreseden yetişen Berberî bir köle Tarık b. Ziyad da, dâhi bir erkân-ı harptir. Doksan-yüz bin kişilik İspanya ordusunu, on iki bin kişilik ordusuyla bir öğleden sonra, altından vurur üstünden çıkar ve Toledo’da kralın saraylarına ulaşır.2 O da bir dâhidir. Alâu’l-Hadramî, o da büyük bir dâhidir.. ve Hz. Ömer (radıyallâhu anh) devrinde “Bu kadar çok dâhiyi kullanacak zeminimiz yok.” denmiştir. Bahreyn’de tevakkuf ve savaştan men azabına çarptırılmış bu dâhinin ibret dolu bir hayat hikâyesi vardır. Tarih yazarları derler ki: Halid’i al, Alâ’nın yerine koy, Alâ’yı al onun yerine koy, herhangi bir boşluk olmayacaktır.
Nasıl olur? Nasıl bir devirde bu kadar dâhi birden zuhur eder? Sa’d b. Ebî Vakkas bir dâhidir; İran’daki izlerini takip etsen bunu sen de anlayacaksın! Ebû Ubeyde bir dâhidir. Şurahbil b. Hasene bir dâhidir. Yezid İbn Ebî Süfyan bir dâhidir. Ve Allah Resûlü’nün arkasından daha niceleriyle bir deha silsilesi…