En sonunda iseاَللّٰهُ أَكْبَرُ اَللّٰهُ أَكْبَرُ، لَا إِلَهَ إِلَّا اللّٰهُ sözleriyle Allah’ın büyüklüğünü bir kez daha haykırdıktan ve kelime-i tevhidi okuduktan sonra sanki bu derinleşmede belli bir doygunluğa ulaşılamamış gibi, اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ، وَالصَّلاَةِ القَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدًا الوَسِيلَةَ وَالفَضِيلَةَ، وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ “Ey bu eksiksiz davetin ve kılınan namazın sahibi! Hz. Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm’ın Cennet’te makamını yükselt ve O’na fazilet ver. O’nu, kendisine vadettiğin yüce makama ulaştır.” denilerek namazla birlikte ezanı da Allah’tan getiren Hz. Muhammed’e dua edilir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), müjde verir ve, “Ezandan sonra kim bu duayı okursa kıyamet günü şefaatime nail olur.”182 buyurur. Kul, yapmış olduğu bu dua ile kılacağı namazın, Peygamber Efendimiz’in elinin kendisine ulaşmasına vesile olmasını, O’nun da (sallallâhu aleyhi ve sellem) Makam-ı Mahmud’a ulaşmasını ister. Çünkü o makamda “Livaü’l-hamd” (Hamd Sancağı) vardır ve ancak Efendimiz’in o makamı elde etmesi hâlinde ümmet-i Muhammed orada, o kutlu sancağın altında toplanabilecektir.
Netice itibarıyla ezan çok önemlidir. Bu yüzden ezan okunurken her ferdin, bu mübarek kelimelerin mânâlarını mülâhaza ederek tekrar etmesi sünnettir. Hatta selef-i salihîn, bu yapılırken fazla gezip hareket edilmemesinin, ezanın sözlerinin, sükûnet ve huzur-u kalble takip ve tekrar edilmesinin güzel olacağını ifade etmişlerdir. Çünkü namaza konsantre olmak için ezanla ve ezanın getirdiği vâridât-ı sübhâniye ile bütünleşmek gerekir.