İşte abdest hem bu dünya hem de öteler hesabına çok büyük mükâfatlar vaat etmektedir. Fakat onun vaat ettiklerine ulaşmak için aşılması gerekli olan bir sarp yokuş vardır. O yokuşun geçilmesi ise insanın iradesine bağlanmıştır. Demek ki bu mevzuda kullara düşen vazife, ibadet konsantrasyonunu yakalama adına iradî bir cehd ve gayret göstermektir. Başlangıç itibarıyla zor ve ağır gelmesine ve bazen şartların çok elverişsiz bir hâl almasına rağmen dişinizi sıkıp sabretmeniz sayesinde zamanla abdestten öyle bir lezzet alırsınız ki artık onu gözünüzün nuru sayar ve hiçbir şeye değişmezsiniz.“Bismillah” deyip yola çıktıktan ve sabırla o sarp yokuşu aştıktan sonra onun öyle bir tadı, öyle bir lezzeti ve öyle bir şivesi ile karşı karşıya gelirsiniz ki abdest ve namaz arası bu mekik dokumalarınızın hiç bitmemesini dilersiniz.
İbadetlerde İfrat ve Tefrit
Kulluk anlayışımızdaki dengesizlik bazen iç temizliği iddiasıyla, bazen dünyevî bir kısım meşgaleleri mazeret görerek, bazen de başka bahaneler ardına sığınarak ibadet ü taati aksatma veya tamamen terk etme şeklinde tezahür edebilmektedir. Mesela dinî mevzularda gayr-i ciddi bir kısım insanlar, kalb temizliğinin esas olduğunu iddia ederek ibadet yapmaya gerek olmadığını söylerler. Bu yanlış anlayışın karşısında bir de ibadetlere ifrat derecesinde hassasiyet gösteren insanlar vardır. Bu mânâda mesela bazı kimseler abdest alacağım diye suyu aşırı israf etmekte veya istibra yapacağım düşüncesiyle sevimsiz hâllere girmektedirler ki bütün bunlar ne Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ne selef-i salihin ne de fukaha-i izamda görülmeyen davranışlardır.