Dinimiz kolaylık dinidir; onu zorlaştıranlar, onu hakiki mânâda anlamayanlardır. Allah Resûlü, aşırılıklara kaçmak suretiyle dini zorlaştıranları, “Bu din kolaylık dinidir. Kimse aşırılıklara girmek suretiyle dini geçmeye çalışmasın, (başa çıkamaz, yine de eksik bıraktığı şeylerle birlikte) galibiyet dinde kalır”173 şeklinde uyarır.
Evet, din yaşanabilir bir şeydir; o, hem ‘kalbim temiz’ diye ibadet ü taati terk etme gibi tefrit anlayışından hem de seccadesiz yere secde etmeme gibi ifrat anlayışından çok uzaktır. Haddizatında bir insanın Rabbine karşı kulluğu, içinde taşıdığı heyecanı kadardır. O, bu heyecanın üzerinde yapmacık bir takım hareketlere kesinlikle girmemelidir. Aksi hâlde dengeyi bozmuş olur. İnsan, işin dış yüzüyle ne kadar uğraşırsa uğraşsın eğer iç-dış bütünlüğüne sahip değilse başı açık, yalın ayak bu vadide dolaşır fakat eli boş geri döner. O hâlde, peygamberlerin bile başlarını yere koyup gururlarını ayaklar altına aldığı yerde, şeytanî bir hava ve eda içinde başını yere koymama gibi bir gurur ve kibir içine kesinlikle girilmemelidir. Umumi bir muvazene içinde, sen de başını yere koy ve secde et.. et ki, alnındaki toz-toprakla birlikte Rabbinin huzuruna gel.
İşte o zaman Allah (celle celâluhu) senin yardımcın olacaktır. Peygamberler, her şeyde olduğu gibi ibadetler hususunda da toplum hayatına belli bir muvazene getirmişlerdir. Bizler, onlara uyup talim ettikleri şekliyle ibadetlerimizi yaptığımız müddetçe istikametimizi muhafaza etmiş oluruz.