İçeriğe geç

Burada şu husus üzerinde de durmakta yarar var: Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) –neşrettiği nur itibarıyla– hem kemmiyet plânında hem de keyfiyet plânında ulaştığı noktaya bir başkası ulaşamamıştır; ulaşamaz da. Bu da pratik olarak O’nun ve sunduğu peygamberlik mesajının büyüklüğünün en açık bir emaresidir. Zira bugün yeryüzünde Budizm’den Brahmanizm’e, Taoizm’den Totemizm’e ve semavî dinlerden de Hıristiyanlık ve Yahudilik’e kadar yüzlerce din bulunmaktadır ama, İslâmiyet hariç, diğerlerinin hepsinde ilâhî mesaj istihâle görmüş ve belli ölçüde tahrife uğramışlardır. Hıristiyanlık bugün İslâmiyet’e göre daha yaygın olabilir. Ne var ki, gerçek Hz. Mesih’i ve Mesih anlayışını bugünkü Hıristiyanlığın o zor anlaşılır yorumlarında bulmak mümkün değildir. Eğer biz Hz. Mesih’in hakikî kimliğine Kur’ân sayesinde muttali olmasaydık, onu Kitab-ı Mukaddes içindeki yeriyle kabullenecek ve binlerce çelişkiyle karşı karşıya kalacaktık. Çünkü, gerek Yuhanna’da ve gerekse Matta ve Luka’da karşımıza çıkan İsa’nın –hâşâ– Allah’tan farkı yoktu. O, Arş’ın yanında O’nunla beraber oturmakta ve O’nun rubûbiyetini paylaşmaktaydı. İnsanlık onun fıkdaniyle zenb-i aslî ağına düşmüştü ve onun sayesinde yeniden yitirdiği Cennet’e ulaşacaktı. Evet, maalesef Hz. Mesih’in kimliği Kitab-ı Mukaddes’in bugünkü metinlerinde bu kadar karışık ve bu kadar tutarsızdır. Biz, her şeyin hakikati gibi Hz. İsa’yı da, Hz. Peygamber’in risaleti sayesinde dahası olmaz ölçüleri içinde öğrenmiş bulunuyoruz.

2. Risaletin Mekân Buudu

اَللّٰهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ
116