İçeriğe geç
20. Bölüm

Kehf Sûresi

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَأَۨهُمْ بِالْحَقِّۘ إِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًى۠*وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ إِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ مِنْ دُونِه۪ۤ إِلٰهًا لَقَدْ قُلْنَۤا إِذًا شَطَطًا

“Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rabbilerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini artırdık. Onların kalblerini metin kıldık. O yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: ‘Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O’ndan başkasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.’”

(Kehf sûresi, 18/13-14)

Ashab-ı Kehf, mağara ashabı ve mağara yârânı demektir. Bunların Hz. İsa ve İncil’e ya da bir başka kitap ve peygambere tâbi oldukları söylense de Kur’ân-ı Kerim’de zikredilmesinden hareketle diyebiliriz ki; Ashab-ı Kehf kıyamete kadar bütün dirilişleri temsil eden bir cemaattir. Çünkü, bütün diriliş hareketlerinin mutlaka bir tazyik ve bir de mağara dönemleri olmuştur ve olacaktır.

Adetlerine gelince, Kur’ân üç kişiye hayır, beş kişiye “recmen bi’l-gayb” diyor, yedi kişiye ise sükut edip, sekizincileri kelbleri diyerek yedi kişi olmalarına kapı aralar gibi bir üslûp kullanıyor.1 Genelde tefsir ulemâsı da bu kanaate sahiptir ve buradaki ifade tarzının karakteristik özelliği de bunu müş’irdir. Ayrıca burada şöyle bir nükte de söz konusu; Kur’ân, Ashab-ı Kehf’in sayısını yedi dedikten sonra, bir atıf vav’ıyla وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْ2 diyerek, insan ile köpeğin birlikte cem olmayacağına işaret ediyor. Demek ki köpek, ahirette Ashab-ı Kehf’le beraber Cennet’e girse de –ki buna dair rivayet var3– insanlar kendi hususiyetleriyle, köpek de kendi özellikleri ile girecektir.

179