İçeriğe geç
47. Bölüm

A’lâ Sûresi

فَذَكِّرْ إِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰى

“O hâlde, öğüt fayda verecekse sen de nasihat et!”

(A’lâ sûresi, 87/9)

Esbab-ı nüzul hesaba katılmadan bu kabîl âyetlerden, “Nasıl olsa öğüdüm fayda vermiyor.”, “Elli defa gittim anlattım, anlamadılar.”, “Zaten liyakatları da yok.” vb. gibi yanlış anlamalar söz konusu olabilir; olabilir ve tebliğ ü irşad vazifesinde fütur yaşanabilir. Oysaki âyetin ifade ettiği hakikat tam bunun aksinedir. Şöyle ki, bu âyet-i kerime öncelikle irşad konumunda olana vazifesini talim etmektedir. Evet, فَذَكِّرْ إِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰى“Eğer öğüt yararlı olacak ise sen de nasihate devam et.” Kaldı ki

إِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَوَۤاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

“Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile) korkutsan da korkutmasan da onlar için birdir, iman etmezler.”1 âyetine rağmen, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ebû Cehil, Utbe, Şeybe… gibi kalb ve kafaları küfre kilitlenmiş insanların ayağına kim bilir kaç defa gitmiş ve kaç defa onlara öğüdünü yenilemiştir. Zannediyorum Allah (celle celâluhu), peygamberine bir o kadar daha imkân ve fırsat verseydi, O (sallallâhu aleyhi ve sellem) onları sık sık yoklamadan geri durmayacaktı.

Evet, tebliğ ve irşad vazifesinin ruhunda, Allah’ın emri olarak her zaman yapılması gerektiği esası söz konusudur. Kabul edecekler veya etmeyecekler düşüncesi, maksadımızın aksine bazen neticenin menfî şekilde tecellîsine bile sebebiyet verebilir. Bakın Allah (celle celâluhu) Peygamberi’ne ne buyuruyor:

يَۤا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَۘ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ

“Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun.”2

348